Uzun süre önceydi. Kale ilçesinde bir işim vardı. Kaymakamlığa uğradım. Hayatımda ilk defa Kale Kaymakamlığı'na gidiyordum. Kaymakamlığın önünde belki 1000 metrelik bir alan, arkasında yine ona yakın büyük bir boşluk vardı. İçeride 3 tane araç var; biri Kaymakam Bey'in.
Kaymakamlığın yanından TOKİ'ye giden yol, sağa sola yapılan parklar nedeniyle tek şeride düşmüş. Araç koyacak yer yok. Kapıdaki görevli polis memuruna neden içeriye park edemediğimizi sordum. Kaymakam Bey'in kesin talimatı olduğunu ve içeriye bırakmasının mümkün olmadığını söyledi.
Hiç unutmuyorum, bayan bir polis memuruydu. Kale ilçesini bilenler nüfusunun 2000 veya 3000 dolaylarında olduğunu söylerler.
Resmî nüfusu ne kadar bilmem ama gerçekten Kale'de yaşayanlar, yaz ayları dışında 3000'i geçmeyecektir.
Belki büyük bir siteden daha küçük bir nüfus.
Veya kalabalık bir köyden çok daha az.
Adam burada kaymakamlık yapıyor veya hanımefendi, bilmiyorum; kendisini de tanımıyorum. Bahsini ettiğim süreç deprem sonrasıydı. Kapıdaki polis memuru ile konuşmanın, daha doğrusu tartışmanın yararsız olduğunu hemen anladım. Nihayetinde o da tabiri caizse emir kulu, yapacağı bir şey yok.
Memleketimiz ne çektiyse bu egosunu tatmin etme gayretindeki idarecilerden çekti.
Bir talimatıyla onlarca insanı mağdur eden, kaymakamlığın yanından geçen yolu kilitleyen ve kendisine hesabın sorulamadığı saçma sapan bir düzende yaşıyoruz.
Sadece kaymakamlıklar veya kaymakamlar mı öyle? Elbette değil. Bugün memlekette bir partinin ilçe başkanı, bir kaymakamdan ya da bir validen daha havalı olabiliyor. Hatta ilçe başkanının oğlunun arkadaşı bile bir polis memuruna "Sen kimsin, haddini bil!" diyebiliyor.
Bugün bir öğrenci, öğretmene gayet rahat bir şekilde hesap soruyor. Çünkü kimseye bir şey olmuyor. Hesap verilemeyen, kesinlikle şeffaf olmayan bir düzenin içerisindeyiz.
Arkası güçlü olan, sırtını sağlam yere dayayan mağduru oynayabiliyor. Kimin çevresi kendisine sahip çıkarsa onun haklı olduğu bir düzen inşa edilmiş. Bu şekilde bizim adil bir toplum inşa etmemiz mümkün mü? Bu şekilde hayalini kurduğumuz o düzene ulaşabilmemiz imkân dâhilinde mi?
Bence değil. Ama her zaman şuna inanarak ifade ediyorum ki biz nasılsak, nasıl hak ediyorsak öyle idare ediliyoruz. Devletçi olabiliriz, devleti ve vatanı sevebiliriz; o konu ayrı. Ama idarecilerimizi, yöneticilerimizi yanlışlarını gördüğümüzde eleştirebilmeliyiz. Yanlarında el pençe divan durup kendilerine hürmette kusur etmeyip fotoğraf çektirme yarışına giriyoruz ama arkalarından veryansın edip küfür ediyoruz.
Konunun üzerinden çok zaman geçti. Bugün de Çelikhan Kaymakamlığı'na yolum düştü. Hal böyle olunca aklıma geldi ve yazmak istedim.
O kaymakam kimdi, ismi neydi bilmiyorum. Hâlâ görevde mi veya buralarda mı, onu da bilmiyorum. Ama bende kötü bir hatırası oldu.
Dayımın Çelikhan Kaymakamlığı ile bir işi olunca ve işini çözemeyince Kaymakam Bey'in numarasını buldum. Kendisine ulaştım. İsmi Özgür Pelvan.
Telefonumu açtı, sağ olsun ilgilendi ve randevumuzu oluşturdu. "Pazartesi günü herhangi bir saatte gelebilirsiniz." dedi. Çok ilgiliydi. Bir yandan aklımızda kötü bir iz bırakan o kaymakam, bir yandan da hiç tanımadığı bir adamla ilk tanışmada çok ilgilenen bir kaymakam.
İkisi de devletin mülkî ve idarî amiri.
Şu an bu yazıyı Çelikhan yolunda yazıyorum.
Kaymakamlığa doğru gidiyorum.
Beni bu süreçten sonra neyin karşılayacağını bilmiyorum. Ama inşallah dayımın gördüğü haksız ve yanlış muamelenin önüne geçeriz.
Selam, dua ve hürmetle.
Allah'a emanetsiniz.























