Günlerdir sosyal medyada dolaşan o penguen…
Sürüsünden ayrılan, yönünü bilmediği bir yola tek başına yürüyen o küçük beden neden bu kadar büyük bir yankı uyandırdı? Neden tam da şimdi, neden hepimizin kalbine dokundu?
Çünkü o penguen bir hayvan hikâyesi değildi.
O, modern insanın aynasıydı.
Yıllardır bize öğretilen bir akışın içindeyiz:
Daha hızlı ol, daha çok tüket, daha görünür ol.
Durma. Düşünme. Sorgulama.
Kalabalık güvenlidir denildi, sürü akıllıdır denildi.
Ama kimse şunu sormadı: Bu kalabalığın içinde birbirimize ne kadar yakınız?
Birbirimizi dinliyor gibi yapıyoruz.
Bakıyor ama görmüyoruz.
Duyuyor ama anlamıyoruz.
Aynı cümleleri kuruyor, aynı şikâyetleri ediyor, aynı yorgunluğu taşıyoruz.
Sonra dönüp “Neden bu kadar yalnızım?” diye soruyoruz.
Modernite bize konfor sundu, evet; ama bedeli ağır oldu.
Ruhumuzdan sabır eksildi, merhamet inceldi, empati törpülendi.
Ekranlar büyüdü, kalpler küçüldü.
Filtrelerle güzelleştirilmiş hayatların arasında, kendi ham ve filtresiz hâlimizle yüzleşmeye cesaret edemez olduk.
İşte o penguen tam da burada duruyor.
Herkes hayatta kalmaya çalışırken, o sanki hayatta anlam aramaya çıktı.
Onu sürüden koparan neydi?
Merak mıydı?
Umut mu?
Cesaret mi?
Yoksa sessiz bir vazgeçiş mi?
Belki de hepsi.
Belki o penguen, hepimizin içinde kıpırdayan ama adını koyamadığımız bir dürtünün sembolüydü:
“Ya bu yol bana ait değilse?” sorusunun…
“Ya kalabalık yanılıyorsa?” ihtimalinin…
“Ya kendi patikamda kaybolmak, başkalarının yolunda silinmekten daha anlamlıysa?” düşüncesinin…
Toplum, sürüden ayrılanı sever gibi yapar ama içten içe ondan korkar.
Çünkü her ayrılan, kalanlara rahatsız edici bir soru bırakır:
“Sen neden hâlâ buradasın?”
Penguenin sonu meçhul.
Modern dünya onun öldüğünü varsayıyor.
Çünkü bu dünyada alışılmışın dışına çıkanın hayatta kalamayacağına inanmak, düzenin işine geliyor.
Ama ya ölmediyse?
Ya pürüzsüz ve güvenli yolları terk ettiği için gerçekten yaşamaya başladıysa?
Ya kimsenin cesaret edemediği bir yükseklikte, güneşi selamlıyorsa?
Belki de bu hikâye bize şunu fısıldıyor:
Gerçek hiçlik, yalnız kalmak değil; kendin olmadan kalabalıkta kaybolmaktır.
Gerçek cesaret, sürüyü terk etmek değil; neden hâlâ orada kaldığını sorgulamaktır.
Ve belki de artık modern dünyaya kibar eleştiriler değil, içten bir yüzleşme gerekiyor.
O penguenin attığı aykırı adımlar, bizim atamadığımız adımlardı.
Şimdi soru şu:
Onu izleyip duygulanmak mı daha kolay,
yoksa kendi yolumuzu çizmeye cesaret etmek mi?
Cevabı hepimiz içimizde biliyoruz.