Geçen gün bir dostumla kahve içiyorduk. Sohbet, farkına bile varmadan, hayatta ne yaşarsa yaşasın dimdik ayakta kalabilen o insanlara geldi. Hani ihanetle, nankörlükle ya da başarısızlıkla karşılaştığında bile sakinliğini koruyan, odağını kaybetmeyen insanlar vardır ya…
Dostum içini çekerek sordu:
“Anlamıyorum. Ben bazen ufacık bir mesaja, birinin imalı bir sözüne günlerce takılıp kalıyorum. Peki bu insanlar nasıl bu kadar güçlü kalabiliyor?”
Gülümsedim. Çünkü biliyordum ki mesele çelik gibi olmak değildi; mesele, aynaya doğru bakabilmekti.
Toplum olarak iyi ve başarılı insanları çoğu zaman saf, fazla iyi niyetli ya da dünyadan bihaber sanıyoruz. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Gerçekten iyi insanlar, kötülüğü görmeyen değil; onu bütün açıklığıyla görmesine rağmen iyiliği bilinçli olarak seçen insanlardır. Onların gücü saflıklarından değil, farkındalıklarından gelir.
Peki, bizi küçücük bir sözle darmadağın eden şey gerçekten karşımızdaki insan mıdır?
İşte tam burada hayatın en derin gerçeklerinden biriyle karşılaşırız: Dünya, aslında büyük bir aynadır. Ve çoğu zaman bize başkalarını değil, kendimizi gösterir.
Bizi yok sayan bir tavır, küçümseyen bir bakış ya da inciten bir cümle, çoğu zaman içimizde henüz iyileşmemiş bir yaraya dokunur. Bir başkasının sözü canımızı yakıyorsa, bunun iki temel sebebi olabilir: Ya söylenenlerde doğruluk payı olabileceği ihtimali bizi korkutuyordur ya da kendimizde kabul etmek istemediğimiz bir yönümüzle yüzleşmek zorunda kalıyoruzdur.
Hiç düşündünüz mü?
Çevrenizdeki kibirli bir insan, acaba sizin bastırdığınız özgüven ihtiyacınızı mı hatırlatıyor?
Sürekli yalan söyleyen biri sizi fazlasıyla öfkelendiriyorsa, belki de siz de uzun zamandır kendinize söylemekten vazgeçemediğiniz bir yalanın yükünü taşıyorsunuzdur.
İnsan, kendisinde reddettiği her parçayı dış dünyada tekrar tekrar karşısında bulur. Hayat, kabul etmediğimiz yönlerimizi farklı yüzlerle önümüze çıkarır. Çünkü insanın en büyük sınavı başkalarıyla değil, kendisiyledir.
Kendinle yüzleşmeyi başaramazsan, başkalarının sözleriyle yön değiştiren bir yaprağa dönüşürsün. Her eleştiri seni savurur, her olumsuzluk seni bulunduğun yerden koparır. Böylece yaşamının direksiyonunu farkında olmadan başkalarına teslim etmiş olursun.
Oysa insan kendini tanıdığında tablo değişir.
Hiç kimse kusursuz değildir. Eğer sana söylenenlerde gerçeklik payı varsa, savunmaya geçmek yerine o yönünü geliştirmek en doğru seçimdir. Çünkü eleştiri bazen can acıtır ama aynı zamanda büyütür.
Fakat söylenenlerin gerçekle ilgisi olmadığını biliyorsan, o zaman hiçbir söz seni sarsamaz. Çünkü insanı en çok, kendinden emin olmadığı alanlar yaralar. Kendini tanıyan bir insanın ise dışarıdan gelen oklar karşısında zırha ihtiyacı yoktur; o oklar zaten hedefini bulamaz.
Peki, neden bazı insanlar özellikle iyi, üretken ve başarılı kişilerle uğraşmayı tercih eder?
Çünkü insan, çoğu zaman kendi eksiklikleriyle yüzleşmek yerine başkalarının fazlalıklarını törpülemeye çalışır. Kendini geliştirmek emek ister; başkasını aşağı çekmek ise çok daha kolaydır. Bu yüzden kimi insanlar üretmek yerine eleştirir, inşa etmek yerine yıkmayı seçer.
Oysa kendi hedeflerine odaklanmış, iç dünyasında sağlam bir temel kurmuş insanlar bu ucuz oyunlara vakit ayırmaz. Çünkü bilirler ki enerjilerini başkalarının karanlığıyla mücadele ederek değil, kendi ışıklarını büyüterek koruyabilirler.
Hayat, aslında başkalarına kendimizi ispat etme yeri değildir.
Hayat, her gün sessizce bize tek bir soru sorar:
“Sen kimsin?”
Eğer bu sorunun cevabını kendin vermezsen, başkalarının düşünceleri, yargıları ve beklentileri senin adına cevap vermeye başlar. Böylece kendi hikâyeni yazmak yerine, başkalarının kaleminden çıkan bir hayatı yaşamaya başlarsın.
Bu yüzden aynadan korkma.
Kendini tanı. Yaralarını inkâr etmek yerine onları şefkatle iyileştir. Kusurlarını saklamak yerine onlarla barışmayı öğren.
Çünkü insan kendini gerçekten tanıdığı gün, dünyanın onu sarsacak gücü büyük ölçüde azalır.
Ve işte o gün anlarsın ki seni güçlü yapan şey, dünyanın değişmesi değil; kendine bakışının değişmesidir.
Ne dersiniz, şimdi bir kahve daha içmenin tam zamanı değil mi?























