EBEVEYNLİK EHLİYETİ

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

03-12-2025 17:34

Ebeveynlik… Bu kelime, doğanın en temel ama insan ruhunun en anlamlı deneyimlerinden birini çağrıştırır. Temel soru şudur: Annelik ve babalık duygusu her kadında ve erkekte aynı mıdır?

Kısa cevap: Hayır.

Bu duygunun bir ayağı biyolojiktir. Hamilelik ve doğum sürecinde kadınlarda salgılanan oksitosin (bağlanma hormonu), birincil bakıcı olan annede güçlü bir “içgüdüsel” bağın temelini atar. Erkeklerde ise testosteron seviyesindeki düşüş ve diğer nörokimyasal değişimler, babalığa adaptasyonu destekler. Evet, bu durum doğal bir hormonal içgüdünün varlığını gösterir. Ancak bu, hikâyenin sadece başlangıcıdır.

Ebeveynlik duygusunun çok daha büyük bir kısmı; bireyin çocukluk deneyimleri, kültürel normlar, sosyal destek, kişisel olgunluk ve farkındalıkla şekillenen bir gelişim sürecidir. Yani, anne olmak ile anne olduğunu sanmak arasındaki o ince çizgi, biyolojinin bittiği yerde başlar.

Gerçek ebeveynlik, hormonların sağladığı başlangıç dürtüsünü alıp onu empati, fedakârlık, tutarlı sevgi ve koşulsuz kabul ile besleme eylemidir.

Ebeveynlik Ehliyeti ve Travmanın Zincirleme Reaksiyonu

“Ebeveynlik ehliyeti verilse…” düşüncesi çarpıcı bir metafordur. Nasıl ki bir aracı kullanmak için kuralları bilmek ve bir testten geçmek gerekiyorsa, bir insanın hayatından sorumlu olmak da psikolojik dayanıklılık ve temel çocuk gelişimi bilgisi gerektirir.

Masum bir çocuğun, en çok güvenmesi gereken kişiden zarar görmesi (duygusal, fiziksel istismar veya ihmal), ilerleyen yıllarda büyük travmaların kapısını aralar. Ve ne yazık ki bu zararların telafisi zordur.

Aile içinde eşlerin sorun çözme becerileri gelişmemişse ya da çözümsüz sorunlar nedeniyle ayrılık aşamasına gelinmişse, bazı ebeveynlerin yaşadığı en büyük trajedilerden biri ortaya çıkar:

Eşe duyulan öfkenin çocuğa ödetilmeye çalışılması.

Boşanma veya ayrılık bir yetişkin kriziyken, kimi ebeveynler çözülmemiş duygusal yaralarını (kızgınlık, hayal kırıklığı, intikam arzusu) bir projektör gibi alıp en savunmasız hedefe, yani çocuklarına yönlendirir. Bu çocuklar, iki yetişkin arasındaki duygusal savaşın görünmez kalkanları, hatta bazen hedef tahtaları hâline gelir.

Psikolojik Boyut:

Bu durum, çocuğun temel güven duygusunu kökten sarsar. Çocuk, güvende hissetmesi gereken yerde kendini tehdit ortamında bulur.

Sosyolojik Boyut:

Toplum, bu davranışı çoğu zaman “aile içi mesele” diye geçiştirir. Oysa duygusal istismar toplumsal bir sorundur; çünkü bu çocuklar, ileride sağlıklı ilişkileri modellemekte zorlanır.

Ekonomik Boyut:

Boşanmanın getirdiği ekonomik zorluklar (daralan bütçe, taşınma, yeni düzen kurma) ebeveynlerin stresini artırır. Bu stres, sabır eşiğini düşürerek duygusal yansıtmanın zeminini hazırlar.

Travmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri

Öz Güvensiz Bireyler:

Sürekli eleştirilen, sevgiyi hak etmediği hissettirilen çocuklar; dünyaya güvensiz, kaygılı ve düşük öz saygılı bireyler olarak adım atarlar.

Nesiller Arası Aktarım:

Bazı çocuklar, bilinçaltlarında gördükleri olumsuz ebeveyn modelini (şiddet, öfke, ihmal) farkında olmadan tekrar ederler. Bu, travmanın nesilden nesile aktarılmasıdır.

Toplumsal Uyum Sorunları:

Duygusal ihtiyaçları karşılanmayan ve öfke ile büyüyen çocuklar; dürtü kontrolü zayıf, empati yeteneği gelişmemiş ve toplumsal kurallara uyum sağlamakta zorlanan bireyler olabilirler.

Geniş Ailenin Yükü ve Ortak Huzursuzluk

Bu olumsuz etkiler yalnızca çekirdek ailede kalmaz. Geniş aile bireyleri de bu fırtınadan derinden etkilenir.

Büyük anne ve babalar, teyzeler, amcalar…

Onlar için de çocuklarının huzursuzluğu ve torunlarının acısı, yaş kaç olursa olsun, bitmeyen bir yük ve kaygı kaynağıdır.

Aile içi çatışmalar sadece boşanmış çifti değil, tüm destek sistemini yıpratır.

DİĞER YAZILARI HAYATIN KAÇ SİGMA? 01-01-1970 03:00 MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? 01-01-1970 03:00 MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? 01-01-1970 03:00 DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK 01-01-1970 03:00 SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BRİ YAS 01-01-1970 03:00 AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL 01-01-1970 03:00 ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Yorgunluğu 01-01-1970 03:00 Hayal Satanlar ve Gerçekler 01-01-1970 03:00 VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET 01-01-1970 03:00 ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR 01-01-1970 03:00 RUHUN GURULTUSU 01-01-1970 03:00 EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL 01-01-1970 03:00 Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş 01-01-1970 03:00 HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ 01-01-1970 03:00 ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ 01-01-1970 03:00 Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere 01-01-1970 03:00 Onurla Kalabilmek 01-01-1970 03:00 Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? 01-01-1970 03:00 HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK 01-01-1970 03:00 Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST 01-01-1970 03:00 Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? 01-01-1970 03:00 Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. 01-01-1970 03:00 ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR 01-01-1970 03:00 Kendini Tanımanın Stratejisi 01-01-1970 03:00 GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM 01-01-1970 03:00 CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI 01-01-1970 03:00 Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? 01-01-1970 03:00 Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik 01-01-1970 03:00 Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? 01-01-1970 03:00 Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? 01-01-1970 03:00 Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı 01-01-1970 03:00 Akran Zorbalığı 01-01-1970 03:00 Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı 01-01-1970 03:00 ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR 01-01-1970 03:00 Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi? 01-01-1970 03:00