KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

11-02-2026 16:47

Bugünlerde sokaklar fazlasıyla telaşlı, vitrinler ise gereğinden fazla kırmızı. Şehir, görünmez bir el tarafından “mutluluk oyununa” zorlanıyormuş gibi. Paketlere sarılmış kurdeleler, raflarda boy gösteren plastik kalpler ve her masada aynı standart gül…

Modern dünya, bir takvim yaprağına koca bir ömrün sızısını sığdırmaya çalışırken kulağımıza şu soruyu fısıldıyor:

Aşk alkışlanmıyorsa hâlâ orada mıdır?

Bu hafta, bu sorunun peşine düşen küçük bir hikâye anlatmak istiyorum.

Kırmızı Kurdeleli Tost

Emre, kravatını üçüncü kez düzeltirken aynadaki aksine yabancı bir ifadeyle baktı.

“Gerçekten mecbur muyuz, Yaren?” diye seslendi banyoya doğru. Sesi, düşündüğünden daha bezgin çıkmıştı.

Yaren, elinde rimel fırçasıyla kapıda belirdi. Yüzünde, günün yorgunluğu ile “bu gece özel olmalı” baskısının birbirine karıştığı tuhaf bir gerginlik vardı.

“Emre, lütfen yine başlama. Yılda bir gün. Rezervasyonu üç hafta önce yaptırdım, yer bulmak imkânsızdı biliyorsun.”

Emre iç çekti. Haklıydı. Ama içindeki huzursuzluğu bastıramıyordu. Şubat soğuğunda, tüm şehrin kırmızıya boyandığı bir akşamda, sırf takvim 14’ü gösteriyor diye “çok mutlu ve romantik” görünme zorunluluğu ona ağır geliyordu.

Restorana vardıklarında bekledikleri kaosla karşılaştılar. Garsonlar ter içinde koşturuyor, masalar neredeyse birbirine yapışıyordu. Yan masadaki çiftin tartışmasını duymamak mümkün değildi. Her masada aynı kırmızı gül, aynı kalp şeklinde mum…

Etraf, fotoğraf çekip sosyal medyaya yükleme telaşındaki insanların flaşlarıyla aydınlanıyordu.

Siparişler geldiğinde, üzerine balzamik sirkeyle kalp çizilmiş, porsiyonu küçük ama fiyatı devasa tabaklara ikisi de bir an duraksayarak baktı.

“Bu anı dondurmalıyız,” dedi Yaren, hafif alaycı bir tonla telefonunu çıkarırken.

“Yoksa kimse birbirimizi sevdiğimize inanmayacak.”

Fotoğraf çekildi. Zoraki gülümsemeler takınıldı. Yemek boyunca konuşmalar tutuktu. Yan masadaki adam, sevgilisine devasa bir peluş ayı hediye edince restoranın yarısı alkışladı; diğer yarısı ise kendi hediyelerinin küçüklüğünü düşünüp stresle suyundan bir yudum aldı.

Emre bir an Yaren’in gözlerine baktı. Orada, “bitse de gitsek” diyen o dürüst yorgunluğu gördü. Elini uzatıp Yaren’in elini tuttu.

“Biliyor musun,” dedi fısıldayarak,

“Geçen hafta ben gripken, sabaha kadar ateşim düşsün diye başımda beklediğin gece… Benim için bu geceden on kat daha romantikti.”

Yaren’in yüzündeki gergin maske düştü. Gözleri doldu ama bu kez sahici bir tebessümle konuştu:

“Benim için de… Dün arabayı çarptığımda hiç kızmadan sadece ‘Sana bir şey oldu mu?’ diye sorman, şu tabaktaki kalpten çok daha değerliydi.”

Birbirlerine baktılar.

“Hesabı isteyelim mi?” dedi Yaren aniden.

“Doymadın ama,” dedi Emre.

“Evde kaşarlı tost yaparız. Yanına da çay.”

Hesabı öderken canları yandı ama restorandan çıkıp soğuk Şubat havasına adım attıklarında, omuzlarından büyük bir yük kalkmış gibiydi. Emre ceketini çıkarıp üşüyen Yaren’in omuzlarına attı.

Eve vardıklarında saat henüz onu gösteriyordu. Makyajlar silindi, rahat pijamalar giyildi. Mutfakta tost makinesinin tanıdık cızırtısı, dışarıdaki pahalı restoran gürültüsünden çok daha huzurluydu.

Emre, hazırladığı tostu tabağa koyarken çekmecede bulduğu kırmızı bir hediye kurdelesini şakayla tostun üzerine bağladı.

“Sevgililer Gününüz kutlu olsun hanımefendi. İşte gerçek aşkın resmi: erimiş kaşar ve pijamalı biz.”

Yaren kahkahalarla güldü, kurdeleyi çözüp tosttan kocaman bir ısırık aldı.

“İşte şimdi,” dedi ağzı doluyken,

“işte şimdi gerçekten kutladık.”

Çünkü gerçek sevgi; ışıklar sönünce, makyajlar silinince kalan o yalın hâldir.

Aşk, Şubat’ın on dördünde giyilen bir kostüm değil; zemheride paylaşılan bir hırka, kavga sonrası sessizce uzatılan bir barış payıdır.

Bir gülün etiketinde değil, bir bakışın sadakatinde saklıdır.

Vitrinler parlamaya, paketler dolmaya devam etsin. Bizler sevgimizi “göstermek” için değil, yaşamak için emek verelim.

Unutmayalım:

Gerçek aşk bir günün zaferi değil, her günün emeğidir.

Bir mevsimlik çiçek değil, bir ömürlük köktür.

Peki sizin sevdanız bugün hangi tost kokusunda saklı?

 

DİĞER YAZILARI HAYATIN KAÇ SİGMA? 01-01-1970 03:00 MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? 01-01-1970 03:00 MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? 01-01-1970 03:00 DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK 01-01-1970 03:00 SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BRİ YAS 01-01-1970 03:00 AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL 01-01-1970 03:00 ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Yorgunluğu 01-01-1970 03:00 Hayal Satanlar ve Gerçekler 01-01-1970 03:00 VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET 01-01-1970 03:00 ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR 01-01-1970 03:00 RUHUN GURULTUSU 01-01-1970 03:00 EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL 01-01-1970 03:00 Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş 01-01-1970 03:00 HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ 01-01-1970 03:00 ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ 01-01-1970 03:00 Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere 01-01-1970 03:00 Onurla Kalabilmek 01-01-1970 03:00 Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? 01-01-1970 03:00 HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK 01-01-1970 03:00 Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte 01-01-1970 03:00 Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? 01-01-1970 03:00 Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. 01-01-1970 03:00 ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR 01-01-1970 03:00 Kendini Tanımanın Stratejisi 01-01-1970 03:00 GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM 01-01-1970 03:00 CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI 01-01-1970 03:00 Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? 01-01-1970 03:00 Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik 01-01-1970 03:00 Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? 01-01-1970 03:00 EBEVEYNLİK EHLİYETİ 01-01-1970 03:00 Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? 01-01-1970 03:00 Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı 01-01-1970 03:00 Akran Zorbalığı 01-01-1970 03:00 Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı 01-01-1970 03:00 ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR 01-01-1970 03:00 Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi? 01-01-1970 03:00