MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI?

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

05-08-2026 17:00

Geçenlerde bir restoranda otururken yan masadaki konuşmaya istemeden kulak misafiri oldum. Genç bir kadın, gün içinde yaptığı küçük bir potu arkadaşına anlatırken adeta mahkemede savunma veriyordu. “Acaba beni yanlış anladılar mı?”, “Ya hakkımda şöyle düşündülerse?” derken yüzündeki kaygıyı gizleyemiyordu.

İçimden yanına gidip, “Sakin ol… Sadece insansın.” demek geçti.

Gerçekten ne ara bu kadar gerildik biz?

Toplumsal yaşam, birlikte var olabilmemiz için elbette belirli kurallar ve nezaket çerçeveleri sunar. Buraya kadar her şey olağandır. Ancak sosyologların performans kültürü olarak tanımladığı o görünmez düzenin içine girdikçe, kurallar yalnızca davranışlarımızı değil, duygularımızı da yönetmeye başladı.

Özellikle sosyal medyanın kusursuzca düzenlenmiş vitrinlerinden dünyaya bakarken, başkalarının hayatlarını eksiksiz, kendi hayatlarımızı ise yetersiz görmeye başladık. Her kare özenle seçiliyor, her cümle titizlikle kuruluyor, her gülümseme filtreleniyor. Sonunda, herkes mükemmel görünürken yalnızca kendimizin eksik olduğuna inandık.

Böylece kendi dağınıklığımızdan, kırgınlığımızdan, hata yapma ihtimalimizden utanır olduk.

Bugün hepimiz aynı steril kalıbın içine sığmaya çalışıyoruz. Her an ölçülü, her an anlayışlı, her an üretken ve her an güçlü olmak zorundaymışız gibi yaşıyoruz. Sanki insan değil de hiç durmadan kusursuz çalışması beklenen bir makineyiz.

Üstelik bunu kimse bize açıkça dayatmıyor.

Yaşadığımız çağ, küçük ama sürekli dokunuşlarla bizi fark ettirmeden dönüştürüyor.

Oysa psikoloji bize bambaşka bir şey söyler: İnsan zihni doğrusal değildir. Duygularımız da öyle…

Bazen hiçbir neden yokmuş gibi canımız sıkılır. Bazen yorgunluktan yanlış bir cümle kurarız. Bazen de yalnızca o an öyle hissettiğimiz için mantıksız görünen kararlar veririz.

Bunların hiçbiri bir bozukluk değildir.

Bunlar, insan olmanın doğal çeşitliliğidir.

Asıl yorucu olan ise bu doğal hâli saklamak için taktığımız pürüzsüz maskelerdir. Kendi sivri yanlarımızı, çocukça taraflarımızı, kırgınlıklarımızı ve kusurlarımızı gizlemeye çalıştıkça özümüzden uzaklaşırız. Hayatı sürekli bir sahne gibi yaşamaya başladığımızda ise perde arkasında dinlenecek hâlimiz kalmaz.

Ben mükemmel olmamanın bir hak olduğuna inanıyorum.

Bu hak; sorumsuzluk ya da başkalarına zarar verme özgürlüğü değildir. Tam tersine, hatalarımızla, pişmanlıklarımızla, anlık öfkelerimizle ve hesapsız kahkahalarımızla bir bütün olduğumuzu kabul edebilme cesaretidir.

Kendimize şu cümleyi söyleyebilmektir:

“Evet, hata yapabilirim. Bazen işleri yüzüme gözüme bulaştırabilirim. Ama bu, benim değerimden hiçbir şey eksiltmez.”

Çünkü insanın değeri, kusursuz görünmesinden değil; kusurlarına rağmen kendisi olabilmesinden gelir.

Günün sonunda pürüzsüz bir heykel, ancak bir müzede sessizce sergilenebilir. Oysa yaşayan, üreten, seven ve ilham veren her şey biraz çatlak, biraz eksik ve tamamen kendine özgüdür.

Filtreleri bir kenara bırakıp kendi doğal karmaşamıza cesaretle sarıldığımız gün anlayacağız ki bizi gerçekten biz yapan şey, saklamaya çalıştığımız o küçük kusurlarımızdır.

O yüzden bırakın bazen dikişleriniz atsın.

Bırakın bazen “Bugün olmadı.” diyebilin.

İnanın bana, dünya dönmeye devam ediyor.

Her zaman güçlü görünmeye çalışmayın.

Her şeyi mükemmel yapmak zorunda değilsiniz.

Çünkü unutmayın:

Eksiklik, insan olmanın en sahici tarafıdır.

 

 

DİĞER YAZILARI HAYATIN KAÇ SİGMA? 01-01-1970 03:00 MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? 01-01-1970 03:00 DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK 01-01-1970 03:00 SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BRİ YAS 01-01-1970 03:00 AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL 01-01-1970 03:00 ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Yorgunluğu 01-01-1970 03:00 Hayal Satanlar ve Gerçekler 01-01-1970 03:00 VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET 01-01-1970 03:00 ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR 01-01-1970 03:00 RUHUN GURULTUSU 01-01-1970 03:00 EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL 01-01-1970 03:00 Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş 01-01-1970 03:00 HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ 01-01-1970 03:00 ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ 01-01-1970 03:00 Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere 01-01-1970 03:00 Onurla Kalabilmek 01-01-1970 03:00 Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? 01-01-1970 03:00 HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK 01-01-1970 03:00 Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST 01-01-1970 03:00 Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? 01-01-1970 03:00 Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. 01-01-1970 03:00 ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR 01-01-1970 03:00 Kendini Tanımanın Stratejisi 01-01-1970 03:00 GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM 01-01-1970 03:00 CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI 01-01-1970 03:00 Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? 01-01-1970 03:00 Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik 01-01-1970 03:00 Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? 01-01-1970 03:00 EBEVEYNLİK EHLİYETİ 01-01-1970 03:00 Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? 01-01-1970 03:00 Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı 01-01-1970 03:00 Akran Zorbalığı 01-01-1970 03:00 Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı 01-01-1970 03:00 ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR 01-01-1970 03:00 Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi? 01-01-1970 03:00