Depremden sonraki yıllar, yalnızca yıkılan binaların yeniden inşa edilmesiyle geçmedi. İnsanlar bir yandan hayatlarını yeniden kurmaya, kaybettikleri düzeni tesis etmeye çalışırken, diğer yandan hak sahipliğiyle ilgili işlemlerin neticelenmesini beklemek zorunda kaldı.
Konutlar yapıldı.
Yerinde dönüşümler tamamlandı.
İnsanlar yeni evlerine taşındı.
Ancak aradan geçen zamana rağmen bazı hak sahiplerinin alacakları ve hukuken kendilerine tanınmış hakları hâlâ nihayete ermiş değil.
Çünkü görünen o ki, Malatya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünde fiziki dönüşümün sürati, idari işleyişe aynı ölçüde sirayet etmemiş.
Bir vatandaşın hak ettiği arsa payı bedelini alabilmesi için aylarca kurum kapısına gitmesi gerekiyorsa, burada sadece teknik bir aksaklıktan değil, kamusal işleyişe dair ciddi bir problemden söz etmek gerekir.
Üstelik vatandaşa mesela “SPK raporu henüz gelmedi” denildiği halde, raporun aslında haftalar önce kuruma ulaştığı sonradan ortaya çıkıyorsa, mesele artık sıradan bir gecikme değildir.
Bu, açık bir takip sorunudur.
Bu, kurum içi iletişimsizliktir.
Bu, mesuliyetin bir masadan diğerine devredilmesidir.
Daha vahimi ise şudur:
Vatandaş ısrar etmese o dosya daha ne kadar bekleyecekti?
Bir hafta mı?
Bir ay mı?
Daha fazla mı?
Kimse bilmiyor.
Belki de bilmek isteyen de yok.
İşte kamusal güvenin aşındığı nokta tam olarak burasıdır.
Devlet ile vatandaş arasındaki ilişki yalnızca kanunlar ve yönetmelikler üzerinden kurulmaz. Güven duygusu; işlemin zamanında yapılmasıyla, vatandaşın doğru bilgilendirilmesiyle ve kamu görevlisinin mesuliyetini yerine getirmesiyle inşa edilir.
Vatandaşın işi kendi dosyasını takip etmek değildir.
Vatandaşın işi, hangi memurun hangi işlemi neden beklettiğini araştırmak değildir.
Vatandaşın işi bir odadan diğerine gönderilmek hiç değildir.
Bunları takip etmekle mükellef olan kamu kurumudur.
Ve yalnızca memur değil, o kurumun yöneticileri de bu tablonun mesuliyetini taşır.
Çünkü bir dosya haftalarca işlem görmeden bekliyorsa, burada sadece dosyanın bulunduğu birimdeki personelin değil, işleyişi murakabe etmeyen amirin de sorumluluğu vardır.
İş yoğunluğu elbette vardır.
Deprem bölgesinde dosya sayısı fazladır.
Personelin yükü ağır olabilir.
Ancak bunların hiçbiri vatandaşa güncelliğini yitirmiş bilgi verilmesini, kuruma ulaşan raporun ilgili kişiye zamanında tevdi edilmemesini ve işlemin ancak vatandaş ısrar edince ilerlemesini izah edemez.
Kamu hizmeti, vatandaş ne kadar ısrar ederse o kadar ilerleyen bir nizam olmamalıdır.
Hak sahibi, kendi hakkını alabilmek için kurum içinde adeta tahkikat yapmak zorunda bırakılmamalıdır.
Bir raporun ne zaman geldiği belli.
Hangi birimde beklediği belli olmalı.
Ne zaman işleme alındığı belli olmalı.
Gecikme varsa sebebi izah edilmeli.
Mesuliyeti bulunan varsa bunun da bir karşılığı olmalı.
Çünkü kamu kurumlarında “unutuldu”, “gözden kaçtı”, “yoğunluktan kaldı” gibi ifadeler vatandaş açısından makul bir izahat değildir.
Hele depremden sonra zaten yıllardır bekleyen insanlar için hiç değildir.
Bu şehirde insanlar enkazın altından çıktı.
Konteynerde yaşadı.
Kirada kaldı.
Evini, düzenini, sosyal çevresini yeniden kurmaya çalıştı.
Böylesine büyük bir toplumsal sarsıntının ardından vatandaşın bir de masa başındaki lakaytlıkla mücadele etmek zorunda bırakılması, yalnızca bireysel bir mağduriyet doğurmaz. Aynı zamanda kamuya duyulan itimadı da zedeler.
Malatya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü yöneticilerinin yapması gereken aslında çok basit:
Dosyaların hangi aşamada olduğunu takip etmek.
Personelin vazifesini zamanında yerine getirip getirmediğini denetlemek.
Vatandaşın aynı kapıya defalarca gelmesini önlemek.
Ve bir kusur varsa, üzerini örtmek yerine gereğini yapmak.
Çünkü kamu görevi, yalnızca bir makamı işgal etmek değildir.
Mesuliyet almaktır.
İntizam sağlamaktır.
Takip etmektir.
Vatandaşa karşı hesap verebilmektir.
Devlet ile toplum arasındaki bağı ayakta tutan da tam olarak budur.
Depremden sonraki yıllar insanlara zaten yeterince ağır geldi.
Bir de bürokrasinin yükünü sırtlarına bindirmeyin.