Malatya’da çarşı yeniden kuruldu.
Yeni dükkânlar yapıldı, sokaklar şekillendi, tabelalar yerlerini almaya başladı.
Ama işin bir de başka tarafı var.
Esnafın yeni çarşıya yerleşmesi beklenenden çok daha ağır ilerliyor.
Yıllardır konteynerlerde ticaret yapan birçok esnaf, yeni iş yerlerine geçmek yerine hâlâ konteynerde kalmakta ısrar ediyor.
Bu durum bile aslında bize önemli bir şey söylüyor.
Bir çarşıyı yapmakla, o çarşıya yeniden hayat vermek aynı şey değil.
Ahilik Haftası’nda hep aynı şeyleri anlatıyoruz.
Helal kazanç, alın teri, esnaf ahlakı, usta-çırak ilişkisi…
Hepsi doğru.
Fakat biraz da bugüne bakmak gerekiyor.
Biz Ahiliği anlatırken çalışma hayatı gözümüzün önünde bambaşka bir yere gitti.
Eskiden bir çocuk bir ustanın yanına verilirdi.
İlk gün eline takım verilmezdi belki.
Önce bakardı.
Sonra getir götür yapardı.
Azarlanırdı, öğrenirdi, eli yatkınlaşırdı.
Yıllar sonra da “Ben bu işin ustasıyım” diyebilirdi.
Şimdi genç birine “Beş yıl bir ustanın yanında çalış, sonra mesleği öğrenirsin” deyin.
Size büyük ihtimalle önce maaşını soracaktır.
Haksız da sayılmaz.
Çünkü hayat değişti.
Kira başka, geçim başka, beklenti başka.
Meslekler de bu değişimden nasibini aldı.
Terzinin karşısına hazır giyim çıktı.
Ayakkabı tamircisinin karşısına ucuz seri üretim çıktı.
Mahalle bakkalının karşısına zincir market çıktı.
Küçük esnafın karşısına e-ticaret çıktı.
Şimdi de yapay zekâ geliyor.
Üstelik yapay zekâ yalnız fabrikadaki kol gücünü değil, masa başındaki işi de değiştiriyor.
Bir zamanlar “makine insanın elinden işi alacak” denirdi.
Bugün makine yazı yazıyor, hesap yapıyor, çizim hazırlıyor, müşteriye cevap veriyor.
Yarın hangi mesleğin ne kadar değişeceğini hiçbirimiz tam bilmiyoruz.
Mesele teknolojiye kızmak da değil.
Cep telefonundan sipariş vermekten hiçbirimiz vazgeçmeyeceğiz.
Yapay zekâyı da hayatımızdan çıkaramayacağız.
Asıl mesele şu:
Her şeyi hızlandırırken insanı işin neresinde bırakacağız?
Çünkü çalışma hayatındaki asıl değişim burada.
Eskiden usta ile çırak vardı.
Sonra işçi ile işveren oldu.
Şimdi konuştuğumuz kelimeler bile değişti.
Bir tarafta “emek”, diğer tarafta “sermaye” diyoruz.
İnsanı iki kelimenin arasına sıkıştırdık.
Adamın adı Mehmet’ti, Hasan’dı.
Şimdi personel numarası oldu.
Ustanın yanında yetişen çocuktu.
Şimdi “insan kaynağı” oldu.
Çalışma hayatı büyüdükçe insan ilişkileri küçüldü.
Malatya bunu bugün çok daha yakından yaşıyor.
Depremden sonra sadece dükkânlarımız dağılmadı.
Esnaf komşuluğu da dağıldı.
Yıllarca yan yana çalışan insanlar farklı yerlere savruldu.
Müşteri alışkanlıkları değişti.
Konteyner çarşılar zamanla sadece geçici ticaret alanı olmaktan çıktı.
Çarşı Döndü, Esnaf Dönmek İstemiyor
Esnaf oralarda yeni bir müşteri çevresi oluşturdu, yeni bir düzen kurdu.
Şimdi kalıcı çarşı hazır olmasına rağmen o alışkanlığı bırakmak da kolay olmuyor.
Belki de bunun üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyor.
İnsan sadece dükkânına değil, alıştığı yere de bağlanıyor.
Müşteri de öyle.
Bir başka mesele ise yıllardır konuştuğumuz çırak sorunu.
Sanayide ustaya sorun, “Çırak yok” diyecek.
Terziye sorun, benzer şey söyleyecek.
Tamirciye sorun, aynı dert.
Biz de hemen gençlere kızıyoruz.
“Yeni nesil çalışmak istemiyor” deyip çıkıyoruz işin içinden.
Acaba mesele gerçekten bu kadar basit mi?
Bir mesleği öğrenmek yıllar sürüyor ama o mesleğin sonunda gence nasıl bir hayat vaat ediyoruz?
Ustalığın itibarı kaldı mı?
El emeğinin karşılığı var mı?
Bir genç neden yıllarca çıraklık yapmak istesin?
Bence Ahilik Haftası’nda biraz da bunları konuşmak gerekiyor.
Ahi Evran’ı anmak kolay.
Zor olan, bugünün ekonomik düzeninde onun temsil ettiği meslek ahlakına yer açabilmek.
Ahilik geçmişe özlem duymak değildir.
Eski dükkânları, eski terazileri, eski önlükleri sergilemek hiç değildir.
Ahilik biraz da “İnsanı kazancın neresine koyuyoruz?” sorusudur.
Malatya’nın yeni çarşısı artık büyük ölçüde hazır.
Asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Kepenklerin açılması yetmiyor.
O dükkânların yeniden müşteriyle, ustayla, çırakla ve komşulukla dolması gerekiyor.
Çünkü bir şehri yeniden yapmak başka şeydir.
O şehrin ticaret kültürünü yeniden ayağa kaldırmak başka.
Bir gün çarşıya bakıp her şeyin yerli yerinde olduğunu görebiliriz.
Ama yine de bir şeylerin eksik kaldığını hissedebiliriz.
Çekicin sesi olur.
Makinenin sesi olur.
Kasadan fiş sesi gelir.
Hatta yapay zekâ müşteriye cevap verir.
Ama usta çırağına dönüp,
“Evlat, bu iş böyle yapılır”
diyebilecek mi?
Ahiliğin geleceği biraz da bu sorunun cevabında saklı.
























