DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

29-07-2026 17:13

Günümüz dünyası bize sürekli aynı öğüdü veriyor: Sertleş, kabuk bağla, etkilenme.

Hızlı yaşayan, çabuk tüketen ve duygulara tahammülü giderek azalan bir çağın içindeyiz. Ne yazık ki toplum, gücü çoğu zaman duygusuzlaşmakla, sarsılmamakla ve katılaşmakla eş tutuyor. Bu yanlış tanım yüzünden ince ruhlu, derin hisseden insanlar kendilerini çoğu zaman zayıf, yetersiz, hatta bu dünyaya ait değilmiş gibi hissedebiliyor.

Oysa gözden kaçırdığımız çok temel bir hakikat var:

Duyarsızlaşarak elde edilen şey güç değil, yalnızca uyuşmadır.

Gerçek güç, katılaşmakta değil; derin hissedebilmeye rağmen ayakta kalabilmektedir.

Hassasiyet, sanıldığı gibi bir kırılganlık değil; derin bir algılama biçimidir. Güç ise duyarsızlaşmak değil, o derinliğin içinde yıkılmadan kalabilme kapasitesidir. Özgüven ise bu ikisi arasındaki en sağlam köprüdür. Kendini hassasiyetin getirdiği fırtınalara açabilecek kadar cesur, o fırtınadan yıpranmadan çıkabilecek kadar da kendi değerinden emin olabilmektir.

Dünyanın “güçlü” etiketi yapıştırdığı kaba ve duyarsız kalıpların aksine, asıl güç; en sıradan şeyleri bile incelikle yapabilmektir. Bir ilişkiyi özenle sürdürebilmek, gündelik bir işe ruhunu katabilmek, sıradan bir konuşmada karşındaki insanın kırılganlığını fark edebilmek…

Herkesin giderek yüzeyselleştiği, hızın derinliğin önüne geçtiği bir dünyada, davranışlarına bu hassasiyeti yedirebilmek sanıldığından çok daha büyük bir irade ve cesaret gerektirir.

Çünkü özgüven; “Bana hiçbir şey olmaz.” ya da “Ben kimseden etkilenmem.” kibri değildir.

Aksine özgüven, “İncinsem de, yorulsam da, yeniden ayağa kalkabilirim. Kendimi yeniden inşa edecek güce sahibim.” diyebilmektir.

Kendi değerini başkalarının sözleriyle, davranışlarıyla ya da yaşadığı hayal kırıklıklarıyla ölçmeyen insan, hassasiyetini bir yük olarak değil; güçlü bir sezgi, derin bir farkındalık ve insana dair incelikleri görebilme yetisi olarak taşımaya başlar.

Katı olan ilk büyük sarsıntıda kırılır. Esneyebilen ise köklerinden güç alarak yeniden doğrulur. Bu yüzden kalbini koruyabilen insan, duvarlar ören insandan daha güçlüdür.

Belki de hayatın bizden beklediği şey, daha az hissetmek değil; hissettiklerimizin içinde kaybolmadan yaşamayı öğrenmektir.

Çünkü insanı olgunlaştıran acılar değildir; acının içinde merhametini kaybetmemesidir. İnsanı güçlü yapan darbeler değildir; aldığı darbelerden sonra bile kalbini taşlaştırmamasıdır.

Bugün dünyanın en büyük ihtiyacı, daha sert insanlar değil; daha sağlam yüreklere sahip insanlardır. İnceliğini kaybetmeden dimdik durabilen, merhametini zayıflık sanmayan, duyarlılığını gizlemek zorunda hissetmeyen insanlar…

Belki de gerçek cesaret tam burada başlar.

Kalbini koruyarak yaşamak…

Çünkü kolay olan, hissizleşmektir.

Zor olan ise incinme ihtimaline rağmen sevebilmek, hayal kırıklığına rağmen güvenebilmek, yorgunluğa rağmen umut edebilmek ve bütün bunları yaparken kendin olmaktan vazgeçmemektir.

İnsan, en güçlü hâline duvarlar ördüğünde değil; pencereler açabildiğinde ulaşır.

Ve belki de gerçek güç, dünyanın seni kendine benzetmesine izin vermeden, bütün gürültünün ortasında kalbinin sesini duyabilecek kadar kendin kalabilmektir.

 

 

DİĞER YAZILARI SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BRİ YAS 01-01-1970 03:00 AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL 01-01-1970 03:00 ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Yorgunluğu 01-01-1970 03:00 Hayal Satanlar ve Gerçekler 01-01-1970 03:00 VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET 01-01-1970 03:00 ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR 01-01-1970 03:00 RUHUN GURULTUSU 01-01-1970 03:00 EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL 01-01-1970 03:00 Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş 01-01-1970 03:00 HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ 01-01-1970 03:00 ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ 01-01-1970 03:00 Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere 01-01-1970 03:00 Onurla Kalabilmek 01-01-1970 03:00 Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? 01-01-1970 03:00 HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK 01-01-1970 03:00 Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST 01-01-1970 03:00 Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? 01-01-1970 03:00 Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. 01-01-1970 03:00 ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR 01-01-1970 03:00 Kendini Tanımanın Stratejisi 01-01-1970 03:00 GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM 01-01-1970 03:00 CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI 01-01-1970 03:00 Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? 01-01-1970 03:00 Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik 01-01-1970 03:00 Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? 01-01-1970 03:00 EBEVEYNLİK EHLİYETİ 01-01-1970 03:00 Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? 01-01-1970 03:00 Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı 01-01-1970 03:00 Akran Zorbalığı 01-01-1970 03:00 Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı 01-01-1970 03:00 ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR 01-01-1970 03:00 Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi? 01-01-1970 03:00