EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

22-04-2026 17:05

Yaşadıklarımız, ne yazık ki modern dünyanın en acı gerçeklerinden biriyle birebir örtüşüyor. Özellikle 15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta yaşanan ve bir 8. sınıf öğrencisinin beş silah ve yedi şarjörle okulu basmasıyla sonuçlanan o kan dondurucu olay, içimizdeki güven duygusunu derinden sarstı. Artık kelimeler geleceği öngörmüyor; yaşananların ardından yalnızca suskun birer tanık gibi duruyor. Yazılanlar birer ihtimal değil, yaşanmışlığın soğuk bir kaydı artık.

Eskiden okul, çocuk seslerinin göğe karıştığı bir umut bahçesiydi. Şimdi ise kapılarında korkunun nöbet tuttuğu, duvarlarında sessiz çığlıkların yankılandığı bir yere dönüştü. Bir zil sesiyle başlayan günler, artık kalplerde ince bir tedirginlikle açılıyor. Ve biz hâlâ “nasıl oldu?” diye soruyoruz. Oysa belki de asıl soru şu: Biz neyi görmezden geldik?

Şiddetin Parlak Maskesi

Ekranlardan taşan o yapay ışık, çocuklarımızın gözlerinde önce bir yıldız gibi parladı. Sonra yavaş yavaş karardı. Şiddet, hikâyelerin içine saklanmış bir kahramanlık gibi sunuldu; öfke alkışlandı, merhamet ise geri planda unutuldu. Gücün sesi yükseldikçe, vicdanın sesi kısıldı.

Bir çocuk, gerçek ile kurgu arasındaki o ince çizgiyi kaybettiğinde, eline aldığı her şeyi “haklılığının” bir aracı gibi görmeye başlar. Çünkü ona, güçlü olmanın doğru olmakla eşdeğer olduğu öğretildi.

Sevginin Yanlış Öğretilişi

Meselenin diğer yüzü ise evin içinde saklı. İyi niyetle verilen ama sınır tanımayan “üstünlük” telkinleri, çocukları kırılgan ama aynı zamanda tehlikeli bireylere dönüştürüyor. Bugünün ebeveynleri, çocuklarını “her şeyin en iyisine layık, hatasız ve dokunulmaz” bireyler olarak yetiştirmeye çalışırken, farkında olmadan onları gerçek hayatın en basit sınavlarına bile hazırlıksız bırakıyor.

“Hayır” kelimesini duymayan, sınırla tanışmayan ve sürekli yüceltilen bu çocuklar; eleştiriye kapalı, hayal kırıklığına tahammülsüz ve dünyanın kendi etraflarında döndüğüne inanan bireyler hâline geliyor. İlk engelle karşılaştıklarında ise çözümü diyalogda değil, ellerindeki “güçte” arıyorlar.

El Ele Verip Suçlu Yetiştiriyoruz

Bugün ortaya çıkan tablo, tek bir failin eseri değil. Medya içerik üretiyor, platformlar bunu hızla yayıyor, aileler ise çoğu zaman farkında olmadan bu dili evin içine taşıyor. Eğitim sistemi ise bu devasa dalga karşısında çoğu zaman yalnız bırakılıyor.

Öğretmenlerin yükselen sesleri yalnızca mesleki taleplerin değil; aynı zamanda hayati bir çığlığın ifadesidir. Onlar sınıflarda sadece ders anlatmıyor, aynı zamanda giderek büyüyen bir toplumsal kırılmanın ortasında ayakta kalmaya çalışıyor.

Eğer bu çarpık düzen içinde medyanın etkisi dizginlenmez, aileler “ego pompalamayı” sevgi sanmaktan vazgeçmezse, bugün okuduğumuz manşetler yarının sıradan haberleri hâline gelecektir. Toplum, şiddete yalnızca tanıklık etmiyor; ona yavaş yavaş alışıyor, hatta içselleştiriyor.

Ve şimdi, yüzleşmekten kaçındığımız o soru tüm ağırlığıyla karşımızda duruyor:

Biz çocuklarımıza bir gelecek mi inşa ediyoruz,
yoksa onları kendi ellerimizle bir felakete mi hazırlıyoruz?

Çünkü o gün o tetiği çeken yalnızca bir çocuk değildi.
O parmakta biraz ihmal, biraz görmezden geliş ve çokça suskunluk vardı.

 

DİĞER YAZILARI DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK 01-01-1970 03:00 SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BRİ YAS 01-01-1970 03:00 AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL 01-01-1970 03:00 ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Yorgunluğu 01-01-1970 03:00 Hayal Satanlar ve Gerçekler 01-01-1970 03:00 VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET 01-01-1970 03:00 ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR 01-01-1970 03:00 RUHUN GURULTUSU 01-01-1970 03:00 Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş 01-01-1970 03:00 HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ 01-01-1970 03:00 ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ 01-01-1970 03:00 Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere 01-01-1970 03:00 Onurla Kalabilmek 01-01-1970 03:00 Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? 01-01-1970 03:00 HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK 01-01-1970 03:00 Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST 01-01-1970 03:00 Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? 01-01-1970 03:00 Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. 01-01-1970 03:00 ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR 01-01-1970 03:00 Kendini Tanımanın Stratejisi 01-01-1970 03:00 GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM 01-01-1970 03:00 CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI 01-01-1970 03:00 Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? 01-01-1970 03:00 Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik 01-01-1970 03:00 Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? 01-01-1970 03:00 EBEVEYNLİK EHLİYETİ 01-01-1970 03:00 Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? 01-01-1970 03:00 Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı 01-01-1970 03:00 Akran Zorbalığı 01-01-1970 03:00 Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı 01-01-1970 03:00 ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR 01-01-1970 03:00 Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi? 01-01-1970 03:00