HAKKIMIZ NEREDE BİTER...HADDİMİZ NEREDE BAŞLAR?

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

21-10-2026 17:53

“Hakkını da haddini de bileceksin.”

Ne çok duyarız bu sözü. İlk duyduğumuzda başımızı sallayıp geçeriz. Elbette, insan ikisini de bilmeli. Ama gelin, kahvemizden bir yudum alıp biraz düşünelim: İlişkilerde hangisi hak, hangisi had? Bu çizgiyi kim, neye göre çekiyor?

Diyelim ki sevdiğimiz birinden haber bekliyoruz. Gün bitmiş, bir ses çıkmamış. Merak etmişiz, belki biraz da kırılmışız. “Bugün seni hiç duymadım, konuşmak isterdim,” diyoruz. Buraya kadar anlaşılır bir şey var. Yakınlık kurduğumuz insanın hayatında bir yerimiz olduğunu hissetmek istiyoruz.

Peki, ne zaman “Neredeydin, kiminleydin, neden hemen cevap vermedin?” soruları peş peşe gelmeye başlıyor? Ne zaman merak etmekten çıkıp hesap sormaya geçiyoruz?

Galiba çizgi tam da buralarda bulanıklaşıyor.

Çünkü sevdiğimizde, bazen fark etmeden karşımızdakinin hayatında söz sahibi olmakla bütün hayatını yönetmeyi birbirine karıştırıyoruz. Bizi seviyorsa her boş vaktini bize ayırmalı, neye kırılacağımızı önceden bilmeli, biz söylemeden anlamalı sanıyoruz.

Oysa birinin hayatında önemli olmak, o hayatın tamamı olmak anlamına gelmiyor.

Elbette ilgi bekleyebiliriz. Birlikte vakit geçirmek isteyebiliriz. “Bu ilişkide kendimi yalnız hissediyorum,” da diyebiliriz. İhtiyacımızı dile getirmekte bir yanlış yok. Ama isteğimizin karşılanması için baskı kurduğumuzda, sevgiyi sürekli sınava çevirdiğimizde başka bir yere geçiyoruz.

“Beni sevseydin yapardın,” cümlesi mesela… Söylemesi kolay, taşıması ağır. Çünkü o cümlenin ardından insanın kendi isteğine göre davranacağı pek bir alan kalmıyor.

Bir de işin öteki tarafı var.

Bazı ilişkilerde de insan ne zaman bir rahatsızlığını dile getirse, karşısında hazır bir cevap buluyor: “Haddini bil.”

Bir söz verilmiş, tutulmamış. Soruyorsunuz, fazla sorgulayan oluyorsunuz. Kırılmışsınız, anlatıyorsunuz, alıngan oluyorsunuz. İhtiyacınızı söylüyorsunuz, çok şey isteyen oluyorsunuz. Sonunda insan, en doğal beklentisinden bile utanır hâle geliyor.

Oysa haddini bilmek, kendine yapılan her şeye sessiz kalmak demek değil. Bir ilişkide saygı istemenin, verilen sözleri hatırlatmanın, “Bu davranışın beni incitti,” demenin utanılacak bir yanı yok.

Üstelik özgür olmak da sorumluluktan muaf olmak anlamına gelmiyor. Birlikte bir hayat kuruyorsak, aldığımız kararlar birbirimizi etkiliyorsa, “Ben böyle istiyorum,” deyip her konuyu kapatamayız. Konuşmamız, birbirimizi dinlememiz, bazen de ortak bir yol bulmak için alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz gerekir.

Sanırım asıl mesele, kendimize tanıdığımız alanı karşımızdakine de tanıyabilmek.

Biz yorgunken anlayış bekliyorsak onun da yorgun olabileceğini kabul etmek. Bizim yalnız kalmaya ihtiyacımız varsa onun bunu istemesini hemen sevgisizlik saymamak. Kendi kırgınlığımızı anlatırken onun kırgınlığını da dinleyebilmek…

Her tartışmada haklı çıkmaya çalışınca bunları unutmak kolay. Oysa bazen durup şu soruyu sormak gerekiyor: “Ben şu an anlaşılmak mı istiyorum, yoksa mutlaka benim dediğim olsun mu istiyorum?”

Cevabı her zaman hoşumuza gitmeyebilir. Yine de kendimize karşı dürüst olmak, ilişkide bir şeyleri değiştirebilmenin başlangıcı olabilir.

Bir de şu var: Her beklentimiz karşılanmayabilir. Bunu görmek canımızı acıtabilir. Böyle bir durumda ihtiyacımızı yeniden konuşabilir, neyin değişebileceğine bakabilir, gerekirse o ilişkide kalıp kalmayacağımıza karar verebiliriz. Karşımızdakini zorla istediğimiz insana dönüştürmek ise ikimizi de yorar.

Belki de “Hakkını da haddini de bil,” derken cümlenin iki yarısını eşit hatırlamalıyız. Başkasının alanına saygı gösterirken kendi alanımızdan vazgeçmemeliyiz.

Sevdiğimiz insanın yanında kendimiz olarak durabilmeli, ona da aynı yeri açabilmeliyiz.

Kahveler soğumadan kendimize bir soru bırakalım:

“Bu ilişkide ikimize de yer var mı?”

 

DİĞER YAZILARI BİR ANNENİN SUSKUNLUĞUNDA TOPLUMUN HİÇ Mİ SESİ YOK? 01-01-1970 03:00 İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ 4 01-01-1970 03:00 İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ (3) 01-01-1970 03:00 İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ (2) 01-01-1970 03:00 İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ 01-01-1970 03:00 KAÇ KİŞİLİK BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ? 01-01-1970 03:00 HER ŞEYİN SUSTUĞU O BÜYÜLÜ KELİME: “NEYSE” 01-01-1970 03:00 EMEĞİN YERÇEKİMİ 01-01-1970 03:00 HAYATIN KAÇ SİGMA? 01-01-1970 03:00 MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? 01-01-1970 03:00 MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? 01-01-1970 03:00 DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK 01-01-1970 03:00 SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BRİ YAS 01-01-1970 03:00 AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL 01-01-1970 03:00 ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Yorgunluğu 01-01-1970 03:00 Hayal Satanlar ve Gerçekler 01-01-1970 03:00 VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET 01-01-1970 03:00 ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR 01-01-1970 03:00 RUHUN GURULTUSU 01-01-1970 03:00 EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL 01-01-1970 03:00 Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş 01-01-1970 03:00 HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ 01-01-1970 03:00 ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ 01-01-1970 03:00 Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere 01-01-1970 03:00 Onurla Kalabilmek 01-01-1970 03:00 Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? 01-01-1970 03:00 HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK 01-01-1970 03:00 Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST 01-01-1970 03:00 Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? 01-01-1970 03:00 Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. 01-01-1970 03:00 ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR 01-01-1970 03:00 Kendini Tanımanın Stratejisi 01-01-1970 03:00 GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM 01-01-1970 03:00 CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI 01-01-1970 03:00 Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? 01-01-1970 03:00 Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik 01-01-1970 03:00 Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? 01-01-1970 03:00 EBEVEYNLİK EHLİYETİ 01-01-1970 03:00 Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? 01-01-1970 03:00 Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı 01-01-1970 03:00 Akran Zorbalığı 01-01-1970 03:00 Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı 01-01-1970 03:00 ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR 01-01-1970 03:00 Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi? 01-01-1970 03:00