İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

16-09-2026 17:48

İnsan ilişkileri çok garip. Sizce de öyle değil mi?

Bir zamanlar sesimizdeki küçücük değişikliği fark eden biri, gün geliyor, kurduğumuz onca cümlenin içindeki kırgınlığı duymuyor. Bazen aynı masada oturuyor ama birbirimize ulaşamıyoruz. Aramızda birkaç adımlık mesafe var; yine de sesimiz karşı kıyıya varamıyor.

Peki, ne oluyor da birbirini merak eden iki insan, zamanla birbirine kendini anlatmaktan yoruluyor?

Birine değer verdiğimizde çoğunlukla kendimize davranılmasını istediğimiz gibi davranıyoruz. Arıyor, soruyor, vakit yaratıyoruz. Yoğunluğumuzun arasına onu sığdırıyor, sevdiği şeyleri aklımızda tutuyoruz. Sevmek biraz da budur diye düşünüyoruz: Birinin hayatında kendiliğinden yer açmak.

Fakat bu çaba karşılık bulmadığında, içimizde sessiz bir hesap başlıyor.

“Ben aramasam aramıyor.”
“Ben istemesem görüşmüyoruz.”
“Ben anlatmasam merak etmiyor.”

Sonra insan, gönlünden geçtiği kadar vermekten vazgeçip kendisine gelen kadar vermeye başlıyor. Bazen sevgisi azaldığı için, bazen de sevgisini tek başına taşımaktan yorulduğu için.

Burada hemen “İlişkilerde hesap mı tutulur?” demeyelim. Elbette her mesajın, her telefonun karşılığı sayılmaz. Ancak karşılıklılık ihtiyacını hesapçılıkla karıştırmamak gerekir. İnsan, hayatında yer açtığı kişinin hayatında da bir yeri olduğunu hissetmek ister.

Üstelik karşılıklılık, her gün eşit miktarda ilgi göstermek demek değildir. Birimiz hastayken, yorgunken ya da zor bir dönemden geçerken diğerimiz daha fazla yük alabiliriz. Mesele, terazinin her an dengede durması değil; bir tarafın elinin sürekli boş kalmamasıdır.

İlişkilerin bazı temel ihtiyaçları vardır: Vakit ayırmak, sorumluluklar arasında birbirini unutmamak, ihtiyaç anında yanında olabilmek, güven, şeffaflık, saygı ve empati… Bunları konuşabilmenin yolu ise iletişimden geçer.

Ne var ki çoğu zaman en çok aşınan yer de burasıdır.

Çünkü konuşmayı biliyoruz ama dinlerken ne yaptığımızın pek farkında değiliz. Karşımızdaki konuşurken zihnimizde cevap hazırlıyor, haklılığımızı destekleyen örnekleri sıraya koyuyoruz. Daha cümle tamamlanmadan itirazımız hazır oluyor.

Diyelim ki partnerimiz, “Son zamanlarda kendimi yalnız hissediyorum” dedi.

İlk tepkimiz ne?

“Hangi anlarda böyle hissediyorsun?” diye merak etmek mi?

Yoksa “Ben zaten yeterince uğraşıyorum, bir de bunu mu söylüyorsun?” diye savunmaya geçmek mi?

İkinci cümleyle başladığımızda, konuşmanın konusu değişiyor. Onun yalnızlığı yerine bizim ne kadar çabaladığımızı tartışmaya başlıyoruz. Bir süre sonra ortada iki ayrı savunma var; fakat kimsenin duygusuna sıra gelmiyor.

Oysa dinlemek, karşıdakine bir alan açmaktır. Kendi açıklamamızı kısa bir süre bekletip onun yaşadığı şeyi anlamaya çalışmaktır. Bu alanın içinde hemen çözüm bulmak, öğüt vermek ya da kendi benzer hikâyemizi anlatmak zorunda değiliz.

Bazen yalnızca, “Anlat, seni anlamak istiyorum” diyebilmek yeterli bir başlangıçtır.

Elbette dinlemek, her söyleneni doğru kabul etmek anlamına gelmez. Aynı olayı farklı yaşamış olabiliriz. “Ben o anı başka türlü hatırlıyorum ama senin incindiğini anlıyorum” diyebiliriz. Birimizin duygusunun duyulması, diğerimizin deneyimini geçersiz kılmaz.

Asıl güçlük, anlaşılma arzumuzun yanına anlama isteğini de koyabilmekte.

Çünkü hepimiz kendimizi iyi niyetimizle açıklarken karşımızdakini davranışının bizde bıraktığı etkiyle değerlendiriyoruz. “Öyle demek istemedim” diyoruz. Peki, ne demek istediğimiz kadar, sözümüzün nereye değdiğiyle de ilgileniyor muyuz?

Bir tartışmada bütün cümlelerimiz doğru olabilir. Ama doğrularımızı birbirimizin üzerine fırlatıyorsak, konuşma bittiğinde yakınlığımızdan geriye ne kalır?

İlişkiyi korumak, bir kişinin sürekli susması ya da alttan alması değildir. İki kişinin de konuşabildiği, dinlenebildiği ve duydukları karşısında sorumluluk alabildiği bir zemin kurmaktır.

Bu yüzden bir sonraki zor konuşmada küçük bir şey deneyebiliriz: Cevap vermeden önce duyduğumuzu kendi sözlerimizle söylemek.

“Yani sana yeterince vakit ayırmadığımda, hayatımda geri planda kaldığını hissediyorsun. Doğru mu anladım?”

Belki düğüm hemen çözülmez. Ama en azından ikimiz de aynı düğüme bakmaya başlarız.

Yalnız, burada başka bir güçlük var: Ya konuşması gereken kişi hiç konuşmuyorsa? Ya ihtiyacını söylemek yerine anlaşılmayı bekliyorsa?

Bir sonraki yazıda da o sessiz beklentilerin kapısını aralayalım. Çünkü köprü kurabilmek için dinleyen bir kulağın yanında, söylemeye cesaret eden bir sese de ihtiyacımız var.

DİĞER YAZILARI KAÇ KİŞİLİK BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ? 01-01-1970 03:00 HER ŞEYİN SUSTUĞU O BÜYÜLÜ KELİME: “NEYSE” 01-01-1970 03:00 EMEĞİN YERÇEKİMİ 01-01-1970 03:00 HAYATIN KAÇ SİGMA? 01-01-1970 03:00 MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? 01-01-1970 03:00 MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? 01-01-1970 03:00 DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK 01-01-1970 03:00 SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BRİ YAS 01-01-1970 03:00 AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ 01-01-1970 03:00 YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL 01-01-1970 03:00 ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Yorgunluğu 01-01-1970 03:00 Hayal Satanlar ve Gerçekler 01-01-1970 03:00 VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET 01-01-1970 03:00 ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR 01-01-1970 03:00 RUHUN GURULTUSU 01-01-1970 03:00 EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL 01-01-1970 03:00 Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş 01-01-1970 03:00 HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ 01-01-1970 03:00 ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ 01-01-1970 03:00 Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere 01-01-1970 03:00 Onurla Kalabilmek 01-01-1970 03:00 Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? 01-01-1970 03:00 HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK 01-01-1970 03:00 Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte 01-01-1970 03:00 KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST 01-01-1970 03:00 Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? 01-01-1970 03:00 Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. 01-01-1970 03:00 ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR 01-01-1970 03:00 Kendini Tanımanın Stratejisi 01-01-1970 03:00 GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM 01-01-1970 03:00 CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI 01-01-1970 03:00 Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? 01-01-1970 03:00 Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik 01-01-1970 03:00 Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? 01-01-1970 03:00 EBEVEYNLİK EHLİYETİ 01-01-1970 03:00 Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? 01-01-1970 03:00 Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı 01-01-1970 03:00 Akran Zorbalığı 01-01-1970 03:00 Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı 01-01-1970 03:00 ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR 01-01-1970 03:00 Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi? 01-01-1970 03:00