Bu ülkede bir çocuk "yan baktın" diye öldürüldüğünde, mesele artık bir asayiş haberi değildir. O an, bir toplumun aynası yere düşer ve kırılır. Kırık camda sadece failin yüzü değil; onu oraya kadar getiren ahlaki iklim görünür.
Atlas'ın ölümü bir istisna değil, bir sonuçtur. Uzun süredir adım adım örülen bir çürümenin, sessizce normalleştirilen bir sertliğin sonucudur.
Bir ülkede ahlak vaazlarla değil, hayatın günlük pratiğiyle kurulur. Çocuklar neyin doğru olduğunu nutuklardan değil; sokakta, televizyonda, mahkemede ve siyasette görerek öğrenir. Ve bu ülkede çocuklara yıllardır şunu gösteriyoruz:
Güçlü olan haklıdır.
Bağıran kazanır.
Utanan kaybeder.
Geri adım atan ezilir.
Bu bir karakter eğitimi değil, hayatta kalma refleksidir. Böyle bir ortamda "yan bakış" bile tehdit olur; çünkü tehdit algısı, güven duygusu çöktüğünde büyür. İnsan kendini güvende hissetmiyorsa her şeyi saldırı sanır. Burada devletin rolü, sadece suç işlendikten sonra devreye giren polis ve mahkeme değildir. Devlet, topluma hangi davranışın ödüllendirildiğini, hangisinin cezalandırıldığını her gün yeniden anlatır.
Bugün anlatılan hikâye şudur:
Kuralı delen kazanıyorsa, kurala uymak aptallıktır.
Gücü olan cezasız kalıyorsa, adalet bir masaldır.
Liyakat değil sadakat ilerletiyorsa, emek değersizdir.
Bu hikâyeyle büyüyen bir çocuk, vicdanla değil statüyle düşünür. Saygıyla değil korkuyla ilişki kurar. Haklı olmakla değil, üstün gelmekle ilgilenir.
Atlas'ı öldüren el, o bıçağı sadece cebinde taşımıyordu. O elde şunlar vardı:
Bastırılmış öfke.
Değersizlik hissi.
Sürekli aşağıdan yukarıya bakmanın hıncı,
Kimliğini ancak korkutarak kurabileceğine dair öğretilmiş bir inanç.
Bu inancı kim öğretti? Bir anne baba tek başına mı? Bir mahalle mi? Bir okul mu? Hayır. Bu inanç, ülkenin genel bakış açısının damıtılmış halidir. Bugün ülke, ahlaki olarak şunu söylüyor: "İyi olmak yetmez, güçlü görünmen lazım." Ama güç ahlakla birleşmediğinde ortaya çıkan şey şiddettir ve şiddet en zayıfı vurur: Çocukları...
Atlas'ın ölümü bize şunu acımasızca hatırlatıyor: Toplumun ahlakı çöktüğünde ilk ölenler çocuklardır. Çünkü çocuklar henüz rol yapmayı, maske takmayı, sert görünmeyi öğrenememiştir.
Yönetim yıllardır ülkeyi "sertlik", "beka", "tehdit" diliyle ayakta tutmaya çalışıyor. Sürekli bir düşman, sürekli bir gerilim, sürekli bir alarm hali...
Bu dil yukarıda kalmıyor, sokağa sızıyor. Mahalleye, okula, çocuğun cebine kadar giriyor. Sonra da şaşırıyoruz: "Nasıl olur da bir bakış yüzünden biri ölür?" Olur. Çünkü bu ülkede artık bakışlar bile bir hesaplaşma olarak algılanıyor.
Çünkü insanlar birbirine insan gibi değil, rakip gibi bakıyor. Çünkü merhamet zayıflık sayılıyor, vicdan lüks kabul ediliyor.
Atlas'ın adı bir istatistik olmasın, bir dosya numarası olmasın, bir gün sonra unutulan bir başlık olmasın. Atlas, bu ülkenin çocuklarına ne bıraktığımızın adıdır. Ve bu tabloyu değiştirmediğimiz sürece isimler artacak; yaşlar değişecek, mahalleler değişecek ama "yan bakış" bahanesi baki kalacak.
Çünkü mesele bakış değil, mesele ülkenin bakış açısıdır.