Bir iş yapıyoruz. İşin sahibi “Şurada bir eksiklik ya da hata var” dediğinde neredeyse saldırıya geçiyoruz. Sadece işte mi? Hayır, hayatın her alanında böyleyiz!
Hata kabul etmeme ve özür dileyememe gibi kronik bir sorunumuz var. Yüzde yüz kusurlu olsak da, bir şekilde suçu yalanla, dolambaçlı sözlerle başkalarına yıkmayı tercih ediyoruz.
“Bilmiyorum” diyemiyoruz. “Bildiğim bu kadar, elimden gelen bu” demek ağırımıza gidiyor. Evimizde, iş yerimizde; kavga, dedikodu ve gıybet eksik olmuyor. Çünkü hatasını kabul etmeyenle doğru iletişim kuramıyoruz. Haliyle arkasından konuşuyor, eleştiriyoruz. Sonuç mu? Toplumsal huzursuzluk, kırgınlık ve gittikçe artan bir yabancılaşma.
Her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyoruz. Bireyselleşiyoruz ama sağlıklı bir bireyselleşme değil bu. Kapımızı kapatıp oturmayı, bir akraba ziyaretine tercih ediyoruz. Televizyon izlemek, bir dostla sohbet etmekten daha cazip geliyor. İnternette dedikodu yok sanıyoruz, oysa en derin dedikodular orada dönüyor. Gençlerimiz içine kapanıyor, bizler telefonlarımızın esiri oluyoruz. Konuşacak insan bulmakta zorlanıyoruz. Derdimizi paylaşmaya çekiniyoruz. Çünkü yarın kötü bir şey yaşarsak, anlatacaklarımızı başkalarına yayacaklar diye korkuyoruz.
Ne sır tutabiliyoruz, ne doğruyu söyleyebiliyoruz. Ne samimi olabiliyoruz, ne empati kurabiliyoruz.
Geçenlerde bir hikâye okudum, evdeki huzur üzerineydi. Yazımı onunla bitirmek istiyorum:
Yan yana iki ev varmış. Birinden sürekli bağırış, kavga sesleri gelirken, diğerinden derin bir sessizlik hâkimmiş. Adamla karısı bir kez daha tartıştıklarında, kadın demiş ki: –Hiç komşu evden kavga sesi duydun mu? Git ve nasıl yaşadıklarını öğren.
Adam gitmiş, pencerenin altında saklanıp izlemeye başlamış. Evde herkes kendi işiyle meşgulmüş: kadın mutfakta, adam masa başında bir şeyler yazıyormuş.
O sırada telefon çalmış. Adam telaşla odaya koşarken bir vazoya çarpmış. Vazo düşüp kırılmış.
Adam diz çöküp kırıkları toplamaya başlamış. Kadın koşarak gelmiş, o da yere eğilmiş.
Adam demiş ki:
–Affet, telefona koşarken vazoyu devirdim.
Kadın cevap vermiş:
–Hayır, suç bende. Vazoyu yanlış yere koymuştum.
Birbirlerini öpmüşler, kırıkları toplamışlar, hayatlarına devam etmişler.
Adam eve dönünce, karısı sormuş:
–Sessiz evin sırrını öğrendin mi?
–Evet, öğrendim. Onların evinde ikisi de hatayı kabul ediyor. Bizim evde ise ikimiz de her zaman haklıyız.
Belki de artık dönüp kendimize şunu sormanın vakti geldi: Hep haklı olmaya çalışmaktan vazgeçip, bazen sadece “Hata bende” diyebilsek, her şey daha kolay olmaz mıydı?























