Bir magandanın günlüğünden...
Bir müptezelin keyfî narasından bir başlık benimki...
Biz halk olarak idarecilerden caydırıcı cezalar talep ederken, suç makinelerini tekrar sokaklara salan bir düzenleme geldi.
Biz suça ve suçlulara toleransı sıfıra indirin derken, onlar bizi yanlış anladı!
Kader mahkûmu diye bir kavram var.
Kader mahkûmu olanlara saygım da var elbette.
Hani derler ya...
Allah vermeye...
Herkesin başına hasbelkader bir iş gelebilir.
Veya herhangi bir iş gelmeden dahi sonu "pardon" olacak bir süreç gelişebilir.
Nihayetinde bura Türkiye!
Her an her şey mümkün...
Lakin şu bir gerçek...
Suça meyil artıyor.
Sokaklarda her gün "Niye bana yan baktın?" cinayetleri işleniyor.
Her gün bıçaklı, satırlı magandalar trafikte dehşet saçıyor.
Polisler bakakalıyor.
Savcılıklar magandaları serbest bırakıyor!
Hep söylüyorum ya hani...
Öyle garip bir çağ ki...
Ne poliste yetki ne öğretmende etki kaldı!
Kanunlar savcının da hâkimin de elini kolunu bağlayan cinsten!
Yoksa kimse bunca suçlunun aramızda gezmesinden keyif almıyordur, eminim!
Yasalar suçu ve suçluyu koruyor.
Sistem kaostan besleniyor.
Kargaşanın gündemden düşmemesi için elinden geleni yapıyor.
Yüzlerce suç dosyası olan magandalar sokaklarda gezebiliyor.
Onlarca dosyası olanlar her gün birilerine zarar verebiliyor.
sayfa haberleri 3. sayfalardan taşıyor.
Gündem yüreklerimizi dağlıyor!
Her gün anneler ağlıyor.
Evlatlar yanıyor...
Rojin'in babası gibi babalar sosyal mecralardan adalet arıyor.
Herkes derdine yanıyor.
Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Pandemi dönemiydi...
Suriye'ye gittiğimde Türkiye'de sokağa çıkma yasağı vardı.
Birkaç günlük Suriye programımızda ağırlıklı olarak İdlip kenti ve civarında kalmıştık.
Bir savaş meydanı.
Karışık bir ortam...
Her bölgede başka başka gruplar hâkim.
Lakin dikkatimi çeken bir şey vardı.
Galiba İdlip kentinin o günkü nüfusu 6 milyona yakındı.
Kentin neredeyse hiçbir yerinde polis vb. asayişi düzenleyen kimseleri göremiyordum.
Ne trafik ışığı vardı ne de kurallara uyan birileri.
Acayip bir karışıklık vardı.
Ama tek bir kavga yoktu!
Çadır kentlere gitmiştik.
Onca nüfusa rağmen tek bir olay görmüyorduk.
Onca sıkıntıya rağmen tek bir kavga duymuyorduk.
Sebebi elbette katı ve caydırıcı kanunlardı.
Hırsızın kolunu kesiyor, haksız yere adam öldürenin canını alıyorlardı.
Savaş olmasına rağmen asayişin hâkim olma sebebi İslami kanunlardı!
Yine geçen günlerde Suriye'den bir haber okudum.
İki kişiyi öldüren iki hırsız idam edildi.
Suriye'de bir kuyumcuyu soyma girişiminde bulunan iki hırsız, baba-oğul olan kuyumcuları öldürüp 3 kg altın çaldı.
Yakalanan hırsızlar Suriye mahkemeleri tarafından asılarak idam edildi.
Kısas ayetinde mealen şöyle buyrulur:
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız.”
(Bakara 2/179)
Kısas, haksız yere can alanın aynı cezayla karşılık görmesidir.
Bu ceza intikam için değil, başkaları öldürmesin diye caydırmak içindir.
İnsanlar sonucu bildiği için cinayet azalır, toplum yaşar.
Özetle...
Kısas, öldürmeyi çoğaltmaz, öldürmeyi durdurur.























