Önce hadisi, sonra da o hadisin düşündürdüklerini aktarayım:
Bir bedevi, Resûlullah’ın (sav) yanına girdi. Resûlullah ona: “Hiç sıtma seni tuttu mu?” buyurdu. Bedevi: “Sıtma da nedir?” dedi. Resûlullah: “Deri ile et arasında meydana gelen bir hararettir (ateştir).” buyurdu. Bedevi: “Bunu hiç yaşamadım.” dedi. Resûlullah tekrar sordu: “Peki hiç şu baş ağrısı seni tuttu mu?” Bedevi: “Baş ağrısı nedir?” dedi. Resûlullah: “İnsanın başında zonklayan bir damardır.” buyurdu. Bedevi: “Bunu da hiç yaşamadım.” dedi. Bedevi dönüp gidince Resûlullah şöyle buyurdu: “Her kim cehennem ehlinden bir adama bakmak isterse, işte buna baksın.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 8395)
Hadis, âlimlerin geneli tarafından hüccet olmaya elverişli görülmüş. Bununla birlikte yanlış anlamalara müsait bir hadis. Onun için hadisi doğru anlamak son derece önemli.
Bu hadis bize hangi mesajları veriyor? En önemli bazılarına bakalım:
Dünya imtihanında musibetlerle karşılaşmak en tabii hususlardan birisidir. Bu musibetler arasında bedenimize isabet eden hastalıklar; malımıza isabet eden zarar, ziyanlar; çoluk çocuğumuzla ilgili sıkıntılar yer alabilir. Bedensel hastalıklar arasında en çok karşılaşılanlar baş ağrısı ve sıtma tutmasıdır.
Hastalıklar, sabırla karşılanması hâlinde müminin günahları için kefaret olur. Diğer yandan da ona âciz bir kul olduğunu, bu dünyada ölüm diye de bir şeyin var olduğunu, Allah’a ne kadar muhtaç olduğunu hatırlatır. Hastalıktan gerekli pay ve dersleri alan bir kimse kibirlenmez, böbürlenmez, kendini başkalarından üstün görmez. Sapasağlam vücut bakıyorsunuz bir baş ağrısı, bir diş ağrısı sebebiyle bambaşka bir noktaya dönüyor. Dün sağlam gördüğünüz birisi bir pıhtı atması, bir kalp krizi sebebiyle bambaşka bir insana dönüşebiliyor.
Hastalıkla muhatap olan insan bir yandan kendisi ile ilgili bu hisseleri alırken diğer taraftan da kendisi dışında hasta olan insanlarla empati yapmayı, onlarla alakadar olmayı da öğrenir. Birkaç gecesini hastanede geçirmiş, ağrı çekmiş bir insan, hastalıktan kurtulup da evinde rahat yatağına yattığında -eğer hastalıktan hissesini almışsa- hastanede yatan binlerce, milyonlarca hasta olduğunu düşünerek bir yandan onların da iyileşmesi için dua eder, diğer yandan kendisini sağlığa kavuştururan Allah’a şükreder.
Hiç hasta olmayan bir insanın yukarıda bahsettiğimiz hisseleri alması pek mümkün değildir. Atalarımız “Tok, açın hâlinden anlamaz.” diye boş yere dememişler. Bu sebeple hastalığı hiç yaşamamış insan; sağlık nimetinin ne kadar büyük bir şükrü gerektirdiğini bilemez, hasta olanlarla empati yapamaz. Üstelik hastalık sebebiyle günahlarının temizlenmesi nimetinden de mahrum kalır. Belki de bedeninin sapasağlam olması sebebiyle kibirlenir, gururlanır.
Bu hadisten şöyle bir sonuç çıkmaz: “Sağlıklı olup da hiç hastalık yaşamayan kimse cehennemliktir.” Asla! Dinimiz bizi her şeyden önce sağlığımızı korumak için her yola başvurmaya teşvik eder. Hastalanan insanların tedavi olmasını emreder. Kuvvetli müminin, zayıf müminden daha hayırlı olduğunu söyler. Bununla birlikte hastalıklar da imtihanımızın bir parçasıdır. Biz ne kadar sağlığımızı korursak koruyalım, bizi aşan durumlar sebebiyle hasta olabiliriz. Peygamberler de hasta olmuştur. Sabır kahramanı Hz. Eyüp bunun örneğidir. Allah Resûlü (sav) de hasta olmuştur.
Allah Resûlü’nün (sav) o kimsenin cehennemlik olduğunu söylemesi birkaç sebeple olabilir.
Bunların ilki; Peygamberimize bu durum vahiyle bildirilmiştir. Şayet böyle ise bu şahsın dünyada hiç hastalık çekmemesi, onun için cennetin dünyada yaşatılması, ahirete hiçbir payının kalmaması anlamına gelir. Nitekim Peygamberimiz "Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir." buyurmuştur. Ayetlerde de şöyle buyurulmuştur:
"Şayet insanların küfürde birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmân'ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık. Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık). Ve onları ziynetlere boğardık. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise Rabbinin katında, Allah'ın azabından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur." (Zuhruf 43/33-35)
İkinci ihtimal de şudur: Peygamberimiz (sav) kendisinde bulunan fetanet ve feraset ile o şahsın bu sağlamlığa aldanarak kibirleneceği, kendi acziyetinin farkına varmayacağı, günah işlemekten geri durmayacağı, hastaların hâlinden anlamayacağı ve bu gidişatı sebebiyle cehennemlik olacağı yönünde öngörüde bulunmuştur.
Durum her ne olursa olsun hadisin mesajı; “sağlıklı olmak cehennemlik olma sebebidir” değil, “hasta olmak, cehennem gibi bir hayat yaşamaktır” düşüncesini bertaraf etmek, yaşadığımız musibetlerin imtihan olan yönüne odaklanmak, şer zannettiğimiz şeylerin ardında hayırların olduğunu görmek, imtihanlara karşı sabır ve tahammül ile yaklaşma gayretinde olmaktır.
Rabbimiz bizlere sağlık ve afiyet versin. Hasta olduğumuz takdirde de sabır ve tahammül gücü versin. Hastalıklarımızı günahlarımıza kefaret; acziyetimizi kavrama, Allah’a sığınma ve derecelerimizin yükselme vesilesi kılsın.























