Üstat Necip Fazıl'ın dizelerinden hatırladığım kısa bir beyit:
"Garip pencerecik, küçük daracık,
Dünyaya kapalı, Allah'a açık!"
Mekke'de Kâbe'yi görünce bu dize gelmişti aklıma.
Hemen iliştirdim notlarıma.
Bana buradan bir yazı çıkar demiştim.
Mekke'nin, hatta Suud'un hepsi yazılık desem yeri.
Gözlemliyor, geziyorum.
Bir huzur başkenti.
Bir ütopya gibi.
Bir hayalin ürünü sanki.
Malatya'daki kaostan sonra burası aşırı huzurlu.
Fazla sakin.
Ne kavga var ne gürültü.
Arada bir arabalar hızlı diye birbirine korna çalıyorlar o kadar.
Günlerdir tartışan bir tek insan görmedim.
Milyonlarca insan var burada ve aşırı huzurlu.
Bizim oralarda yazı yazınca hep kullandığım bir ifade var:
"Ne poliste yetki ne öğretmende etki kaldı." diye.
Hakikaten bizim oralar öyle.
Sokaklar kaos yeri.
Akşam eve sağ salim dönünce şükrediyoruz.
Evden çıkınca tereddüt ediyoruz.
Buralar öyle mi?
Polisin, askerin bir ağırlığı; kanunların caydırıcılığı var.
Kimse kimseyi "Niye bana yan baktın?" diye öldürmüyor.
Öldüremiyor.
Taif dönüşünde iki polisin birini aracın arkasına bindirdiğini gördüm.
Muhtemelen göçmen; Hindistan, Pakistan taraflarından.
Öncesinde ne yaşandı bilmiyorum.
Ama polisle olan diyaloğunda dahi gözlerindeki korkuyu okudum.
Faili meçhuller zamanındaki Türkiye misali.
Polisteki ağırlığı ve gücü hissettim.
Adamı sert bir şekilde paketlediler.
Amerikan polisi gibi.
Ya bizde?
Kameralara gülüp "Aklım hâlâ yapamadıklarımda baba." diyorlar.
Polis yakalıyor, arka kapıdan salınıyorlar.
Burada mahkeme sağlam.
Polisin ne yapacağı meçhul.
Büyük bir korku ve baskı var.
Bu da çok güzel bir şey.
Olması gereken tam olarak bu.
Azılı suçluları adam edecek tek sistem İslam.
Yönetimde sorun olabilir.
Burada da çifte standart belki vardır.
Bilemem.
Ben sokaktaki gözlemlerimi yazıyorum.
Tam istediğim gibi.
"E öyleyse git yaşa." demeyin.
O iş öyle kolay olmuyor.
Sen evini dahi değiştiremezken ben ülkemi nasıl değiştireyim?
Hem yazılarımda Avrupa'dan örnek verirken kimse "Git yaşa." demiyor.
Ama maalesef sistem halka bir Arap düşmanlığı empoze etmiş.
Senin örnek gösterdiğin Avrupa'da gençler uyuşturucu batağında.
Burada sigara içeni dahi görmeniz çok zor.
Gece ne oluyor beni ilgilendirmez.
Kapalı kapılar Allah ile kul arasında.
Ama sokaklar, caddeler, köyler mis.
Tertemiz her yer.
İnsanlar gülüyor, selam veriyorlar.
Her yerde bir bereket ve rahmet var.
Aç kalmazsınız.
Hurma ve zemzeme kalsa yine doyarsınız.
Bizdeki gibi her alanda fırsatçılık yok.
Bizde tuvaletler dahi paralı.
Burada ulaşım dahi ücretsiz.
Umre ve hac yapanlara o kadar çok hizmet var ki...
Bilet, otel, vize, özel ulaşımlar, hediyeler vs. dışında kuruş harcayamazsınız.
Bizde dinlenme tesislerinde ve genelde belediyelerin tuvaletlerinde bile parasız ihtiyaç gideremezsiniz!
Her yer fırsatçılarla dolu.
Burada büyük bir ibadet turizmi ve devasa bir gelir var.
Bunu kabul ediyorum.
Ama "Hepsini alıp yiyelim." demiyorlar.
Gelen insanlara ücretsiz sundukları hizmetlerde kullanıyorlar.
Binlerce otobüs insan taşıyor.
Gece gündüz sürekli çalışıyorlar.
Binlerce çalışan var, size ücretsiz hizmet sunuyorlar.
Haliyle sokaktan tutun, ibadet turizmine kadar genelde beğendim düzeni.
Her yer tertemiz.
Lavabolar çiçek gibi.
Bu devasa işleyişin hiçbir yerinde işlevsizlik yok.
Tıkanma yok.
Kavgasız, gürültüsüz, tartışmasız geçen günler beni de şaşırtıyor.
Kaosun içine dönme korkusu gün geçtikçe artıyor.
Ama kader bu.
Emir...
Allah bize de böylesi güzel bir düzen hediye eder mi bilmem!
İlkel dedikleri krallık, bizim Cumhuriyet'ten milyon kere daha fazla huzur veriyor insanına.
Kadınları bırakın, 3 yaşındaki çocuk gece gündüz demeden yürüsün bu yollarda.
Vallahi burnu kanamaz.
Kimse korkudan zarara yanaşmaz!
Çünkü herkes başına ne geleceğini tahmin ediyordur!
Mekke'den selam ve dua ile...























