Elinize bulaştırmayın.
Birilerinin siyasi ikbali veya istikbali için kimseyle münakaşa etmeyin!
Yahu en azından çocuğunuzu kendiniz gibi yetiştirmeyin!
Gençleri siyasi ve dini tercihlerinizden soğutan neden sizin tavırlarınız.
Tavır ve tarzınıza dikkat edin!
Herkesin aklı var.
Herkesin haklı sebepleri...
Herkesin tercih hakkı var.
Siyaset…
Ne çok şey söylendi onun hakkında. Kimi “milletin iradesi” dedi, kimi “kirliliğin en büyüğü.”
Kimine göre umutların adresiydi, kimine göre düş kırıklıklarının merkezi. Ama ne olursa olsun, bir gerçek değişmedi.
Siyaset gelip geçiciydi, ama insanlar kalıcı!
Bugün bir liderin arkasında yürüyenlerin, yarın tam ters istikamette yol aldığını görüyoruz.
“Ak” dediklerine “kara”, “kahraman” dediklerine “hain” diyenlerin hızına yetişilmiyor.
Oysa biz sıradan insanlar, bu zikzaklı yollarda en çok birbirimizi kaybediyoruz.
Aynı sofraya oturduğumuz, derdimizi paylaştığımız, düğünümüzde halay çeken, cenazemizde yanımızda olan dostlarımızı… Sırf bir partiyi desteklediği, bir lidere inandığı için yargılıyor, kırıyor, dışlıyoruz. Oysa ne siyasiler bunu görecek, ne de gelip aramızı düzeltecekler. Bizi biz yapan değerler, ekranlardan izlediğimiz tartışmalarla değil, kalpten kurduğumuz bağlarla inşa edildi.
Bugün savunduklarımızın yarın değişebileceğini unutmamalıyız.
Dün kahraman ilan ettiklerimizin, bugün suçlandığı bir ülkedeyiz. Peki, biz ne yapıyoruz?
Geçici fikir ayrılıkları için kalıcı kırgınlıklar yaratıyoruz.
O yüzden ne olur, siyaset uğruna kimse kimseyi incitmesin. Herkesin bir tercihi, bir dünyası, bir hassasiyeti var. Saygı duymayı becerebilirsek, farklılıklarımız zenginlik olur. Ama zorla benimsetmeye çalışırsak, dostluklar yıkılır, aileler dağılır.
İnandıklarımız değişebilir. Ama kırdığımız kalplerin telafisi yoktur.
Bir gün dönüp baktığınızda, “değer miydi?” diye sorduğunuzda, o cevabı bulamayabilirsiniz.
Siyaset gelip geçer, ama kırılan kalpler bazen bir ömür tamir olmaz.























