Dayımın ifadesi ile;
-Kızınca, kızıyorsun diyorlar!
Yahu gel de kızma...
Şu basiretsiz yöneticiler bize mi müstehak!
Bazen "acaba cezalandırılıyor muyuz" diye geçiriyorum içimden.
Erdal abinin ifadesi ile "demek ki bir ettiğimiz var".
Var ki başımıza bunca felaket geliyor.
Ve komediler diyarını komik insanlar yönetiyor!
"Yeniden başladık" diyenler bir türlü başlayamadılar.
Şehrin tozunu solumayanlar şehrin derdini anlamazlar.
Malatya mutsuz...
Malatya umutsuz...
İnsanlar tebessüm etmiyor.
Yan baksan kavga edecek simalar...
Eskiden böyle değildik!
Bu kadar kirlenmemiştik!
Depremden sonra iyice kötüleştik!
Peki ya sebepler?
Hangi sebepler bizi bu hale getirdi sizce?
Neyse konuma döneyim...
Malatya iki gündür sağanak yağmur ve dolunun etkisi altında. Kuraklık tehdidinin gölgesinde, karasal iklimin hüküm sürdüğü bir coğrafyada bu kadar yağışı elbette rahmet olarak görmeyi isterdik. Ne yazık ki bu rahmet, zahmete dönüşmüş durumda. Çünkü bu şehirde yağmurdan sonra toprağın kokusunu içine çekmek yerine, sel sularının enkazını izliyoruz.
Bir türlü çözülemeyen, hatta çözülmek istenmeyen altyapı sorunları, her sağanakta bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Alt geçitler göle dönüyor, caddeler dereye, sokaklar labirente...
İnsanlar evlerine ulaşamıyor, araçlar yollarda mahsur kalıyor, esnaf dükkanını su basmasın diye gece nöbet tutuyor.
Bu manzaranın sebebi ne doğadır, ne kaderdir, ne de "olağanüstü hava koşulları". Bu manzaranın sebebi ihmaldir. İhmalin adı ise basiretsizliktir.
Yıllardır altyapıya dair hiçbir kalıcı adım atmayan yöneticiler, her yağmurda suçu gökyüzüne atmakla yetiniyor.
Oysa gökyüzünün görevi yağmaktır, yeryüzünün görevi ise bu yağmurla başa çıkacak sistemleri kurmaktır. Yağmurun rahmet olması, yöneticilerin basiretine bağlıdır. Basiret yoksa rahmet bile azaba dönüşür.
Malatya’da olan tam da budur.
İhmaller zinciri, acziyetin fotoğrafı haline geldi. Şehir her sağanakta bir doğa felaketiyle değil, bir yönetim zaafıyla sınanıyor.
Biz yağmura kızmıyoruz. Biz doluya öfkelenmiyoruz. Biz, bu rahmeti halkına zahmet eden anlayışa karşıyız. Çünkü yağmurun getirdiği bereketi yaşamak, onunla boğuşmaktan çok daha güzel olurdu. Ama maalesef Malatya’da bu mümkün değil.
Bugün herkesin sorması gereken soru şudur; -Şehri yönetenler, bu rahmetin zahmete dönüşmesini ne zaman dert edinecek?























