İnsan bu…
Elbette nefis denilen düşmanı herkes tanıyor ve herkes onunla bir imtihan içinde. Dolayısıyla hırs da, öfke de, sevgi de insan için var. Ancak her şeyin fazlası nasıl zararsa, hırsın fazlası da zarardır.
Bazen bu zarar kendini uzun vadede gösterir, bazen de kuytularda saklanır. İnsanı iyice dibe çeker. Ancak dibi boylayınca “eyvah” eder insan ama artık çok geçtir. İş işten geçince gaflet uykusundan uyanmanın bir anlamı yoktur.
Hırsın sarhoş ettiği çok insan tanıdım. Bir yarış içindeydiler ve kaybettiler. Bununla ilgili nice hikâyeler duydum. Gerçek zenginliği göremeyen, zengin olmak uğruna kör olanlardı onlar. Onlar köleydi, hırsları ise efendi. Sülalesine yetecek kadar mal varlığını görüp yine de daha fazlasını isteyenler oldu. Canlar gitti, bedenler eskidi ama insan bir türlü gerçek manada gideceğini, her şeyin yok olacağını idrak edemedi.
Hırs insana sorgu bıraktırmaz. Tıpkı “sarhoştum” kelimesinin hukuktaki karşılığı gibidir hırs. İnsanı sarhoş eder, ne yaptığını bilemez. Hırsa kurban verdiğim çok insan oldu. Toplum ise hırslı kişilikleri seviyor, onları sürekli gaza getiriyorlar. Aslında bocalasın da batsın istiyorlar. Sarhoşa “bir duble daha” der gibi...
İnsan insanın kurdu olmuş bu zamanda. Kimse kimsenin iyi olmasını istemiyor, kimse kimseye adamakıllı örnek olup nasihatte bulunamıyor. Eksiğiz... Eksildikçe eksiliyor, daldıkça batıyoruz. Tıpkı karıncaya tatlı gelen bal misali. Yedikçe, tadı hoşuna gittikçe daha bir hırsla dalıyor bala. Oysa o bal karıncanın eceli. Dalıyor ve çıkamıyor. “Eyvahları” arşı inletse bile artık geçti bir kere...
Nefsine köle oldu.
Kur'an-ı Kerim'in ve sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) bizlere öğrettiği önemli bir hakikat var.
Dünya hayatının aldatıcılığı ve hırsın zararları!
Yüce Allah, Fecr Suresi'nde bu durumu çok çarpıcı bir şekilde şöyle dile getiriyor: "Hayır! Siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz. Mirası hırsla yiyorsunuz. Malı aşırı derecede seviyorsunuz." (Fecr Suresi, 17-20. Ayetler)
Bu ayet, mal hırsının insanı ne kadar kör edebileceğini, yetimlerin ve yoksulların haklarını bile görmezden gelebilecek bir noktaya getirebileceğini anlatıyor.
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde, bu hırsın nasıl bir sonuca yol açacağını şöyle açıklamıştır: "Ademoğlunun, 'Malım, malım!' demesi şaşılacak şeydir. Ey Ademoğlu! Senin malından, yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin ve sadaka verip (ahirete) gönderdiğinden başka neyin var ki?" (Müslim, Zühd, 3)
Bu hadis, aslında insanın mal mülk peşindeki hırsının boş bir çaba olduğunu, çünkü bu mallardan ancak tükettiklerimizin, eskitip yok ettiklerimizin veya ahirete gönderdiğimiz hayırların bize ait olacağını hatırlatıyor. Kalan her şey, bu dünyada kalacak ve bir değeri olmayacak.
Hırsın en tehlikeli yönü, insanı asıl amacı olan ahiret hayatından uzaklaştırmasıdır. Hırsla dolan bir kalp, Allah'ın rızasını, komşusunun derdini, fakirin halini göremez hale gelir. Oysa ki asıl zenginlik, malın çokluğu değil, kalbin huzuru ve kanaattir.























