Başıboş hayvanlardan daha tehlikeli bir şey varsa o da başıboş psikopatlar ve serserilerdir. Suç dosyası kabarık magandalardır. Yüzlerce dosyası olduğu hâlde elini kolunu sallayarak sokaklarda gezen insan görünümlü mahluklardır.
Her gün sokaklarda masum canlara kıyan caniler var. Her gün katledilen Mattia Ahmet Minguzxi'ler var. Ve bu kokuşmuş düzenden adalet ve adil yargılama bekleyen gözü yaşlı aileler var. Bunların bu sistemdeki vebali var. İnsanların birbirine tahammülü kalmadı. Her gün sokaklarımızdan kan kokusu geliyor. Her gün birileri birilerini katlediyor.
Memleket açık bir kumarhaneye, açık bir tımarhaneye döndü. Alacak verecek meselesinden tutun, boşanma muhabbetlerinde işlenen cinayetlerden çıkın, nereden bakarsanız bakın sorun fışkırıyor. Sorunları hepimiz biliyoruz. Peki ya çözüm? Çözüm, sistemin topyekûn değişmesinde. Toplumun kafa yapısı değişmeli. Yoksa daha çok canlar yanar.
Bu durum, sadece bir yazıya dökülen kelimelerden ibaret değil. Bu, her gün bir yerlerde yankılanan bir çığlık. Sabah uyandığımızda "Bugün kimin canı yanacak?" sorusuyla boğuşmak zorunda kaldığımız bir gerçeklik. Sokaklarımız, parklarımız, evlerimiz...
Güvenli limanlarımız olması gereken bu yerler, adeta birer tetikçi arenasına dönüşmüş durumda. Haberlerde izlediğimiz her cinayet, her şiddet olayı, sadece bir istatistik değil; parçalanan bir aile, yıkılan bir hayat, yok olan umutlar demek.
Unutmayın, bu yazdıklarımız bir kurgu değil. Yanı başımızda, belki de komşumuzun kapı komşusunun başına gelenler. Bugün Samsun'da, yarın Ankara'da, öbür gün başka bir şehirde... Coğrafya fark etmeksizin bu kara bulutlar üzerimizde. Suçluların cezasız kaldığı, adalet mekanizmasının aksadığı her an, bu karanlığa bir tuğla daha ekleniyor. Her "nasıl olsa bir şey olmaz" denilen olay, bir sonraki felaketin habercisi oluyor. Ve biz, bu çığlıkları duymazdan geldiğimiz sürece, maalesef daha nice canların yanmasına şahit olacağız. Bu döngü kırılmadıkça, "kan kokusu" da peşimizi bırakmayacak.























