Başlığımı yazıma başlamadan evvel "İMAN İMKÂN İLE ÖLÇÜLÜR" şeklinde atmıştım.
Sizce de öyle değil midir?
Bir adamın imkânı yoksa, hayat onu şımartmadıysa günaha bulaşma ihtimali çok düşük olmaz mı?
Hele bir imkânı olsun...
Gücünün her şeye yeteceğine inansın.
O zaman seyreyle imanını.
O zaman seyret adamını.
Hepimiz öyleyiz.
Geçim ve seçim kaygısı ile hayatı idame ettirmeye çalışan garipleriz.
Geldik ve gideceğiz diyoruz.
Bundan ötesini bilmiyor, hayal dahi edemiyoruz.
20 milyon TL'lik saati aksesuar diye takan adam ile kendimi nasıl mukayese edeyim?
Neyim var ki ona güveneyim?
Saatler içinde milyon dolarlar kazanan insanları nasıl ve neye göre kınayayım?
Hele bir imkânım olsun, ben ondan daha beter olmaz mıyım?
Ben de kibirlenmez miyim?
Memleketin halk tabiri ile kodaman tayfasına bakın.
Her şeye ulaşabilen, gücün ve hazzın doruklarında yaşayan insanları izleyin.
Neredeyse hepsi uyuşturucu müptelası.
Sebep?
Çünkü hayatta daha fazlası olamaz diyecekleri kadar şımartılmışlar.
Her istediklerine ulaşmışlar.
Ama tatmin olmamışlar.
O kalbi ve fıtri eksiği tamamlayamamışlar.
Geçen gün bir hikâye okudum ve sizler için alıntıladım.
Gücün sarhoş ettiği, hazzın çürüttüğü bir çöküş hikâyesi...
Gelin, son yaşanan olayları çağdaş dedikodularla değil, İmam Gazali’nin insan tabiatına dair derin tahliliyle değerlendirelim.
Gazali’ye göre ahlaksızlık fakirlikten değil, ölçüsüzlükten doğar. Bu yüzden sapkınlık çoğu zaman en dipte değil, en tepede görünür.
Zira tepede olanın yakalanma korkusu azalır, kendini ilah gibi görme ihtimali artar. “Bana bir şey olmaz” vehmi güçlenir.
Makama sahip olmak günah değildir.
Ama makamın insanın iç dünyasını işgal etmesi, onu yavaş yavaş insanlıktan çıkarır.
Gazali’ye göre insanın en büyük yanılgısı şudur:
Dış başarı ile iç düzeni birbirine karıştırmak.
Bir insan medya imparatorluğu kurabilir, kitleleri yönlendirebilir, hatta en ballı koltuklara oturabilir ama aynı anda kendi nefsini yönetemiyor olabilir.
Gazali buna “nefsin kandırmacası” der.
Bu yüzden bazı insanlar zirveye çıktıkça sakinleşmez, aksine daha uçlara savrulur. Çünkü haz artık tatmin etmez.
Normal olan sıradanlaşır. Sıradanlaşan şey ise daha yoğun, daha yasak, daha uç olanla ikame edilir.
İmam Gazali’ye göre sorun haz değildir, hazza yüklenen anlamdır. Geçici olanı kalıcı sanan, maddeyi amaç edinen; en sonunda hem dünyayı hem kendini kaybeder.
Gazali’nin bu noktada çok net bir tespiti vardır:
“Nefis doyuruldukça susmaz, iştahlanır.”
Bugün buna bağımlılık diyoruz. Yasak madde kullanımına, güce, bedene, cinselliğe, gizliye ve yasağa…
Makama ulaşan ama iç disiplini olmayan kişi için iktidar bir denge değildir, bir hızlandırıcıdır. Çünkü artık fren yoktur, denetim yoktur, sınır yoktur.
Sonuçta ortaya şu tip çıkar:
Toplum önünde ahlak dersi verir, özel hayatında en karanlık tutkuların esiridir.
Gazali’ye göre bu bir çöküş değildir, doğal bir sonuçtur. Çünkü kendini terbiye edemeyen insan, gücü terbiye edemez.
Ve en tehlikeli insan tipi; başkalarını yöneten ama kendisine hükmedemeyen, sınır tanımayan arsızlardır.
Geçici olanı kalıcı sanan, maddeyi amaç edinen; en sonunda hem dünyayı hem kendini kaybeder.
Velhasıl,
İmam Gazali’den öğrenecek hâlâ çok dersimiz var.






















