Nasrettin Hoca'nın meşhur kıssalarından birinde “Eşekten düşenin hâlinden eşekten düşen anlar.” gibi veciz bir ifade geçiyordu. Halkı anlamak istemeyen yöneticileri bu ifade anlatır herhâlde.
Muktedirlerin, yasa koyucuların, kanun yapıcıların maalesef halkın taleplerinden ne kadar uzak olduklarını görüyoruz.
İnsanlar bozuk ve kokuşmuş sistemden adalet murat ediyor; sokakta, okulda, çarşıda, pazarda korkmadan gezebilmek istiyor. En temel hak olan yaşama hakkının birileri tarafından gasp edilmesinden endişe ediyor. Ve maalesef cinayet ve benzeri suçlar cezasız kalıyor.
Verilen cezalar mağdurların öfkesini, nefretini artırıyor. Cezaevine 60 kilo giren adam, mahkemeye 90 kilo geliyor. Geçen gün arkadaşlarla bir Mardin gezisi düzenlemiştik. Mardinli, sosyal medyadan tanıdığım biri yakın süreçte cezaevine girmişti. Mardin sokaklarında onunla karşılaştık. Kendisine cezaevi sürecini sorduğumda bana, “Cezaevi kesinlikle caydırıcı değil, yemeği güzel, imkânı çok hoş; cezaevi dışarıdan güzel desem abartmış olmam.” dedi.
Bunu söyleyen yüz kızartıcı suçu olmayan bir insan. Yüz kızartıcı suçu olanları, suçu meslek hâline getirenleri, magandaları, suç makinelerini varın siz düşünün.
Bu koşullarda sözde ceza alan, suçu meslek hâline getirmişler sizce uslanırlar mı? Öyle bir sistem olacak ki bunlara tövbe ettirecek ve bir daha demir parmaklıklar arkasına geçmeye cesaret edemeyecekler. Devlet dediğin caydırıcı olur. Maalesef caydırıcılık kalmadı. Suç oranları gün geçtikçe artıyor. Gençler magandalara özeniyor. Kötüye özenti artarken iyi yeriliyor, hor görülüyor.
Geçen gün yüreğimizi dağlayan haberlerin birinin altında bir kadına ait yorum gözüme ilişti. Ben genelde resimlere bakıp geçen bir insan değilim. Bazen tek tek onlarca yorumu okuyorum. Halkın nabzını kendimce tutuyorum. Ölçüp biçip kafamda bir analiz yapıyorum. O yorumlardan biri dikkatimi çekince kopyaladım, alıp yazımda kullandım. Şimdi sizi o cümlelerle baş başa bırakıyorum.
"10 aylık bir kız bebek annesi ve kadın olarak çok ağlamak istedim haberi okuduğumda. Sokak sokak çıkıp haykırmak istedim! Doğum için hastaneye girdiğimde kafamda şu sorular ve endişeler vardı. Acaba bebeğimi öldürürler mi, sakat bırakırlar mı, yoksa kaçırırlar mı?
Neyse ki sağ salim çıktık.
Ama korkularım bitmedi. Endişelerim yerini başka endişelere bıraktı.
Allah’ım aşılar bir şey yapmasın, hastalanırsa hastanede torpilimiz yok, başına bir şey gelmesin diye çocuğumun gözüne bakıyorum. Asla sokağa bırakmayacağız; bir sapık ya da cani, bebek demeden kötü bir şey yapmasın diye. Okulda öğretmeni, hademe veya akranları taciz, zorbalık veya katliam yapar mı diye her gün diken üstünde olacağım ve çocuğumun bedenini onu korkutmadan kontrol edecek, psikolojisini bozmadan hayatta kalmasını ve kaçmasını öğreteceğim. İnanıyorum başaracağız. Binbir emek ile liseye ve üniversiteye göndereceğim. Elbet o kuş kalbi bir dala konup sevilmek isteyecek ve sadece sevilmek istedi diye inşallah öldürülmez diye dua edip gözü açık olsun diye eğiteceğim... Nasıl lanet bir dünya! Toprak havaya kalkıp geri düşerken bu pislikleri altına alıp yok etsin, silsin!"
Abla nefretini bu cümlelerle kusmuş, endişelerini kendince dile getirmiş. İnsanlar korku ve endişe içinde yaşıyor. Geleceğe dair umutları gün geçtikçe tükeniyor. Herkes dört duvarın arasında kabuğuna çekiliyor. Emr-i bil maruf bitti. İyiyi tavsiye etmek eskide kaldı. Kötüyü men etmek, kötüye karşı durmak ve onu engellemek maalesef artık çok uzak olduğumuz bir özellik. Çünkü haksız olan sen oluyorsun. Sistem insanları yalnızlaştırdı, bireyselleştirdi. Birine hakikati söylesen ya “Bana taciz etti.” diyecek ya da başka bir şey söyleyecek; hak bildiğini bile söylemek istemiyorsun. Çünkü karşında bir sistem var; derdini anlatana kadar sürüm sürüm sürünürsün. Rabbim sonumuzu hayır etsin; her zaman söylüyorum, dua ediyorum.
Selametle, Allah'a emanetsiniz.






















