Başlığım İbrahim Suresi 34. Ayet'ten alıntı.
İnsanın tabiatında vardır nankörlük.
Hayat bu...
Herkesin başına her şey gelebiliyor.
Allah insanı varlıkla da darlıkla da imtihan edebiliyor.
Her şey insan için!
İmtihansız bir dünya hayatı düşünülebilir mi?
Hastalık da, dert de, keder de, her şey ama her şey insan için...
İnsan dara düşünce Allah'a için için yakarır.
Samimiyet ve ihlasla Rabb'ine yalvarır.
Ama Rahman kendisine merhamet edip o derdini insandan giderince insan hemen unutur.
Ayet diyor ya, "gerisin geriye döner" diye...
İnsan bir acayip mahluk.
Çok değişik bir varlık...
Çözülmesi güç bir bilmece her kişi...
Ebû Hüreyre (r.a.), Peygamber'den (s.a.v.) şöyle dediğini işittiğini nakletmiştir:
İsrailoğullarında biri alacalı, diğeri kel ve öbürü kör olan üç kişi vardır. Allah Teâlâ, bu insanları sınamak ister. Onlara bir melek gönderir. Melek, alacalıya gelir, "En çok ne istersin?" diye sorar. Alacalı, "Güzel bir renk ve güzel bir cilt, beni insanlara iğrenç gösteren şeyin giderilmesini isterim." der. Melek hemen onu sıvazlar, iğrenç hâl kendisinden gider ve rengi güzelleşir. Melek ona, "En sevdiğin mal nedir?" diye sorar. Alacalı adam, "Deve yahut inek" cevabını verir. (Bunun hangisini söylediği hakkında ravinin şüphesi vardır.) Ona on aylık bir gebe dişi deve verilir ve melek, "Allah, bunları senin için bereketli kılsın." der.
Sonra kel olan adamın yanına gider ve "En çok ne istersin?" diye sorar. O da "Güzel bir saçım olmasını ve insanları iğrendiren bu hâlin benden giderilmesini isterim." der. Melek hemen onu da sıvazlar, iğrenç görüntü gider ve güzel saçları çıkar. Sonra melek ona, "En sevdiğin mal nedir?" diye sorar. "İnek" der. Ona gebe bir inek verilir. Melek, "Allah, bunu senin için bereketli kılsın." der.
Sonra kör olan kişinin yanına gelir ve "En çok ne istersin?" diye sorar. Kör, "Cenâb-ı Hakk’ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görebilmeyi." der. Bunun üzerine melek onun da gözlerini sıvazlar, Allah Teâlâ yeniden görmesini sağlar. Melek, "En sevdiğin mal nedir?" der. (Adam,) "Koyun." der. Bunun üzerine kendisine gebe bir koyun verilir.
Hayvanlardan deve ile inek yavrular, koyun kuzular. Bu üç kimseden her birinin bir vadiyi dolduracak kadar develeri, inekleri ve koyunları olur.
Melek alacalının önceki hâline bürünerek tekrar yanına gelir ve "Fakir bir adamım, yola devam etme imkânım kalmadı, bugün ulaşmak istediğim yere, önce Allah’ın sonra senin yardımın sayesinde varabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Zât’ın hakkı için senden bana bir deve vermeni istiyorum; ta ki onunla yolculuğumu tamamlayabileyim." der. (Daha önce alaca hastalığına yakalanan) adam, "Verilmesi lazım gelen haklar çoktur!" karşılığını verir. Bunun üzerine melek, "Ben seni tanır gibi oluyorum, sen alacalı biriydin, insanlar senden iğrenirlerdi, fakirdin, Allah sana mal verdi, öyle değil mi?" der. Alacalı adam, "Bu mal bana dededen, babadan miras olarak intikal etti." der. Melek, "Eğer yalan söylüyorsan Allah seni önceki hâline döndürsün!" der.
Melek daha sonra kelin kılığına girerek onun yanına gelir, ona da ötekine söylediği gibi söyler. Adam, alatenli gibi cevap verir. Melek buna da "Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni evvelki hâline çevirsin." der.
Sonra körün kılık ve kıyafetine girerek onun yanına gelir ve "Yolcu ve fakir bir adamım, yola devam etme imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın, sonra senin yardımın sayesinde gideceğim yere varabileceğim. Sana tekrar görmeyi bahşeden Allah hakkı için senden bir koyun istiyorum; ta ki onunla yolculuğumu devam ettirebileyim." der. Bunun üzerine daha evvel kör olan kişi, "Ben kördüm, Allah görmemi sağladı. İstediğini al, istediklerini bırak. Allah’a yemin ederim ki Allah için hiçbir şeyi senden esirgemeyeceğim." der. Melek, "Malın senin olsun, bu sizin için bir imtihandı. Allah, senden razı oldu ve arkadaşlarına gazap etti." der. (M7431 Müslim, Zühd, 10; B3464 Buhârî, Enbiyâ, 51)























