Allah'a ve nimetlerine vefa gösteren, ahdine sadık kalanlara müjdeler var Kur'an'da. Dünya hayatının geçiciliği üzerine çok tefekkür ederim.
Dünya bize ait değil, biz ise dünyaya ait değiliz. Geldik ve gidiyoruz; doğduk ve ölüyoruz.
Şu sıralar sık sık düğün ve taziyelere katılıyorum. İşimin yoğun olduğu dönemlerde bu hususlarda tembellik yaptığım oluyor ama genelde taziyeleri ve sonra düğünleri önemser, davetlere icabet etmeye gayret ederim.
Bir yerde dünyaya "merhaba" diyenler, diğer tarafta "elveda" deyip gidenler... Bir yanda düğünler, şenlikler; diğer yanda yaslar, taziyeler ve ölümler... Dünya bu işte.
Geçenlerde Mehmet Ölmez amcayı uğurladık. Bistikân diye bilinen Yeşiltepe Köyü'ndeydi defin. Cenaze namazı kılındı ve defin başladı. Mezarı başında dualar edildi ve 10 dakika kadar kısa bir sürede mezar tamamen kapatıldı. Herkes bir bir mezardan ayrıldı.
Taziye evinde ilk gün dert ve keder vardı. Aile efradına unutmak ağır gelir fakat iyi ki insanlığın doğasında unutmak ve alışmak var. Taziye bana gidişi hatırlattı.
Bu gidiş bir bitiş değil elbette! Yeniden başlangıcı olduğuna iman ettiğimiz bir yolculuğun adıdır ölüm. Peki, gidiş şeklimiz? Ben her zaman gidiş şekline imrendiğim bir adamı anarım: Merhum (inşallah şehit) Seyyid Kutub'u.
Şehit edilişinin üzerinden yarım asır geçti. Yiğit Müslüman, izzetli şahsiyet, Allah'a verdiği sözü bozmayan güzel insan. Rabbim mağfiret etsin. İçimizden böyle iman insanları çıkarsın Rabbimiz. Yoldaki işaretlere dikkat etmeyenler, yoldaki ayartmalara teslim oldular. Vefatından sonra bile meşale olmaya, hidayete vesile olmaya çalışan muvahhit insan...
Selam olsun sana ve sırat-ı müstakimde izzetle yürüyenlere. Sen ümmetin izzetli evladısın. Sen tağutlara boyun eğmeyen, ölümü vuslat bilen öncü bir şahsiyetsin. Meşaleni taşımaya aday olmak istiyoruz. Rabbim senden ve senin gibilerden razı olsun.
Bir an Seyyid Kutub aklıma geldi. Son gecesi... Yarın idam edilecek. Nasıl bir ruh hâli yaşandığını bilemeyen bilemez. Bu gece son gecemiz olsa idi, nasıl namaz kılardık, nasıl tövbe ederdik acaba? "Yarın Resulullah ile buluşacaksın, geride seni kaygılandıran ne var?" deseler, "Ben hazırım." diyebilir miydik acaba?
Sahi, son namazımız nasıl olurdu acaba? Kulluğumuza on üzerinden kaç puan verirdik? Güneşin dürülmesine, yıldızların dökülmesine, dağların yürütülmesine şahit olsaydık ne yapardık acaba?
Bir gün yeryüzünden tüm sular çekilmiş olsa ne yapardık? Can köprücük kemiğine dayandığında ne yapardık, ne yapacağız?























