Mutlu olmak istiyorsak kendimizden aşağıdakilere bakmamız icab etmez mi?
Kendimizden yukarıya baktıkça hayattan aldığımız lezzetle birlikte şükrümüz de azalmıyor mu?
Mutlu olmak istiyorsak nereye baktığımızın önemi büyük.
Hayat, çoğu zaman bize ne yaşadığımızdan çok, nereden baktığımızla anlam kazanıyor.
Bir bakıyoruz şükür doluyuz; bir bakıyoruz içimizi bir memnuniyetsizlik sarıyor.
O halde mesele yaşadıklarımız değil, yönümüz…
İnsan, ne zaman yukarıya baksa –daha zengin, daha güçlü, daha güzel, daha konforlu olana– içinde gizli bir eksiklik uyanıyor.
"Benim neden yok?",
"Neden ben böyle değilim?" soruları yankılanıyor zihninde.
Oysa aynı insan, kendinden aşağıda olana baktığında bir anda sahip olduklarının farkına varıyor.
O zaman kalpte bir şükür duygusu tomurcuklanıyor.
Kendi gözümüzle göremediğimiz nimetleri, başkasının yokluğunda fark ederiz çoğu zaman. Sağlığımızı, sevdiklerimizi, bir bardak suyu, bir lokma ekmeği…
Varlık içinde yokluk yaşayan o kadar insan varken, biz çoğu zaman yokluk içinde varlık sayabileceğimiz bir hayata nankörlük ediyoruz.
Neden?
Çünkü hep yukarıya bakıyoruz.
Oysa aşağıya baktıkça, kanaatin ne büyük bir servet olduğunu görüyoruz.
Şükür çoğalıyor.
İnsan, elindekine razı olduğunda huzura kavuşuyor.
Sahip olduklarını saymak, her gün yeniden kıymet bilmek; işte bu, hayatın lezzetini artıran en güçlü davranışlardan biri.
Bu demek değil ki hiçbir hedefimiz olmasın.
Elbette kendimizi geliştireceğiz.
Elbette daha iyi bir insan olma gayretinden vazgeçmeyeceğiz.
Ama bu uğurda, elimizdekini küçümsemeye, hayatımızı hor görmeye de gerek yok.
Gözümüz hep yukarıda olursa, boynumuz eğilir.
Oysa insan başını dik tutmalı ama yüreğini alçakta taşımalı. Yukarıdan gelen ilhamla yürüse de, aşağıda olanı görüp elinden tutmalı.
Velhasıl, insan bazen aşağıya bakınca büyür. Şükürle, kanaatle, farkındalıkla…
"Bugün bir kez de aşağıya bakmayı deneyin; belki de mutluluğunuz orada saklıdır."























