Müslümanların çok büyük işkencelere maruz kaldığı, geçimlerin kıt kanaat sağlandığı, sabrın tükenme noktasına geldiği zamanlar... Mekke döneminde müşrikler, zayıf gördükleri Müslümanlara şiddetli baskılar uyguluyordu.
Habbâb bin Eret (r.a.) de bu işkencelerden nasibini almış, sırtı kor ateşlerde yakılmış bir sahabeydi. Bir gün artık dayanamayacak hale gelince; Kâbe’nin gölgesinde hırkasına bürünmüş oturan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yanına gider.
Habbâb, çektiği acıların etkisiyle: "Ey Allah’ın Resulü! Bizim için Allah’tan yardım dilemeyecek misin? Bizim için dua etmeyecek misin?" diyerek içinde bulundukları zor durumdan şikâyet eder. Aslında bu, bir isyan değil; bir tahammül sınırının zorlanmasıdır.
Peygamberimiz bu serzeniş üzerine oturduğu yerden doğrulur ve yüzü ciddileşir. Onlara teselli ve sabır vermek için geçmiş toplumlardan örnekler verir:
"Sizden önceki ümmetler içinde öyleleri vardı ki, yakalanır, kazılan bir çukura konur, sonra getirilen bir testereyle başı ortadan ikiye bölünürdü de bu onu dininden döndürmezdi. Demir taraklarla eti kemiğinden ayrılırdı da yine dininden vazgeçmezdi."
Hz. Peygamber, o anki karanlık tabloya rağmen geleceğin ne kadar aydınlık olduğunu şu meşhur sözlerle mühürler:
"Vallahi Allah bu dini mutlaka tamamlayacaktır. Öyle ki, bir binici Sana’dan Hadramut’a kadar tek başına gidecek de Allah’tan başka kimseden (veya koyunları için kurttan başka bir şeyden) korkmayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz."
Arabistan coğrafyasında gezinirken oradaki huzur ve asayiş, bu hadisi getirmişti aklıma. Polisin ve askerin gayet etkili ve yetkili olduğu bir yer Arabistan. Tabiri caizse kimsenin gıkı çıkmıyor. Her milletten milyonlarca yabancı insan yaşıyor; milyonlar bir arada... Ve o ortamda bir kadın veya kız çocuğu ülkeyi bir baştan bir başa, üstelik gece-gündüz demeden dolaşsın; burnu kanamadan, kılına zarar gelmeden döner evine.
Kanunlar caydırıcı... Hırsıza, arsıza, namussuza geçit yok! Ne bir birahane ne bir meyhane... Ne bir içki bayii ne bir pavyon. Ne teşhir edilen kadınlar ne maganda misali dolaşan gençler! "Niye bana yan baktın?" diye kimsenin ölmediği bir diyar Arabistan.
Vallahi insan o huzurdan sonra buradaki kaostan endişe ediyor. Ölüm kol geziyor sokaklarda. Belanın kimi bulacağı belli değil. Adam "Canım sıkkındı, rastgele birilerini öldürdüm," diye ifade veriyor. Sonra cezaevinde güzelce bakımı yapılıyor, kilo alıyor. Bir af ve iyi hal indirimi ile on seneye kalmaz dışarıda.
Böyle bir düzen olabilir mi arkadaş? Başına bir iş gelmeyenler bol keseden atabilirler! Canı yanmayanlar, canı yananın ahvalini bilmezler. Ülkeyi ülke yapan adalettir, sistemdir! Tıkır tıkır adaletin işlendiği bir sistem olmadıkça kaos hepimizi kuşatır. Kim bilir, belki de yarınlarda bizden biri üçüncü sayfa haberlerine konuk olur.
Allah esirgesin...























