Olay İstanbul'da geçiyor.
Bir savcı, daha evvel ilişki yaşadığı hâkime hanımı makam odasında silahla vuruyor.
Adliye koridorları çalkalanıyor.
Ve iddiaya göre hâkimenin öldürülmesine veya bir kez daha ateş edilmesine hükümlü bir çaycı engel oluyor.
Vuran savcı. Vurulan hâkim. Araya girip cinayeti önleyen mahkûm.
Neyse ki hâkime hanımın şansı varmış.
Olayı yaralı şekilde atlatıyor.
Memleketin gündemini ve sosyal medyayı epeyce meşgul etmişti bu konu.
Ben de bununla ilgili bir şeyler karalama gereği duydum.
Bence olay gayet sıradan.
Gayet olağan...
Sıra dışı olan biziz!
Her şeye alışmışken, sanki İsveç'te yaşıyor gibi bazı meselelere aşırı tepki veriyoruz.
Yahu sokaklar olmuş Teksas!
Memlekette şans eseri yaşıyoruz dersek abartmış olmayız.
Akşam sağ salim evine kavuşan şükür secdesi yapsın!
Şaka yapmıyorum.
E hâl böyleyken "Vay efendim savcı hâkimi nasıl vurur?" diyorlar.
Her şey normal.
Bir tek bu mu anormal arkadaşlar?
TBMM'de milleti temsil eden vekiller birbirini yiyor. Tekmeler, yumruklar havada uçuşuyor. Bütün ülkenin gündemi "savcının hâkimi silahla yaralaması".
Aman efendim olur mu öyle şey!
Çeteler, suç örgütleri azmış. Magandalar kol geziyor. Adalet adliyedeki yazıdan ibaret!
Ama savcı hâkimi vurmuş!
Güler misin ağlar mısın ahvalimize?
Milleti temsil edenler zillet içinde!
Liyakatsizlik her alanda kol gezmekte!
Adam kayırma, rüşvet, iltimas, torpil vs. gırla.
Tas kayıp...
Tuz kokmuş!
Hatta kokan tuzun kokusu değişmiş!
Atı alan Üsküdar'ı geçmiş, kime ne?
Köşe kapmaca bizimki.
Derdimiz midemiz...
Nefsi tatminlerimiz...
En iyimizde bile bir ölünün sessizliği hâkim!
Toplum olmanın ruhunu yitirmişiz.
Ahlaki erozyon önü alınamaz durumda.
Bir sel, bir çığ misali önüne geleni katıyor içine.
Ama derdimiz hâkim ve savcı öyle mi?
Merhum Ahmet Kaya diyor ya;
-Nerden baksan tutarsızlık,
Nereden baksan ahmakça!
Aynen öyle...






















