Kimi, kime şikâyet edeceğiz?
Adalet denen işlevsiz anlayışı kimden murad edeceğiz?
Sistem kokuşmuş, düzen bozulmuş ise kimi suçlu göreceğiz?
Halk olarak bizler mi suçluyuz, yoksa oylarımızla bizi yönetsinler diye seçtiğimiz kişiler mi suçlu?
İnsanın insanı yönetmesi ne kadar mantıklı?
Hele de insanın insana kurt olduğu şu dönemde?
Güçlünün haklı olduğu, zayıfın ezildiği, mazlum ve mustazafın gün geçtikçe arttığı, zalimin zulmünün arşa ulaştığı bir dönemden geçiyoruz.
Ve sadece bizim ülkemizde, bizim memleketimizde değil; dünyanın her yerinde benzer manzaralara tanıklık ediyoruz.
Dünyanın 5'ten küçük olduğu, adaletsizliğin ve insanların kaderinin üç beş insanın dudakları arasında olduğu acayip bir devri yaşıyoruz.
Hikâye bu ya...
Demirel’e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş…
Demirel de soruyu yönelten kişiye:
— “Bak, sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun,” demiş.
Demirel’in anlattığı fıkra şu:
Osmanlı döneminde, yolsuzluklarıyla ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde, güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek varmış…
Karakuşi Kadı, fırıncıya:
— “Ben bunu aldım,” demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.
Az sonra ördeğin asıl sahibi gelmiş:
— “Hani bizim ördek?”
Fırıncı boynunu büküp:
— “Uçtu,” deyince iş kavgaya dönüşmüş.
Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış…
Gayrimüslim de peşine düşmüş.
Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın çocuğunu düşürünce, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş.
Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış…
Sonunda zaptiyeler duruma müdahale etmiş, hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş:
Ördeğin sahibi:
— “Bu adam ördeğimi hiç etti,” diye şikâyet etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş:
— “Ne yaptın bu adamın ördeğini?”
Fırıncı:
— “Uçtu,” demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış:
— “Ördeğin karşısında ‘tayyar’ yazılı. Tayyar ‘uçar’ anlamına gelir. O hâlde ördeğin uçması suç değil,” diyerek fırıncının bu işten beraatine karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikâyetine de defterden bir madde bulmuş:
— “Her kim gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslimin tek gözü çıkarıla…”
Davacı:
— “Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?” diye sorunca Karakuşi Kadı:
— “Şimdi,” demiş, “fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.”
Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş. Fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı:
— “Tamam,” demiş, “karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.”
Böyle olunca adam da şikâyetini anında geri almış. Fırıncı bu davadan da kurtulmuş.
Kadı dönmüş Yahudi’ye:
— “Senin şikâyetin nedir bre?”
Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış:
— “Ne diyeyim kadı efendi,” demiş, “adaletinle bin yaşa sen, emi!”
Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra topluluğa dönerek kıssadan hisse demiş ki:
— Ananı “öpen” kadı ise, kimi kime şikâyet edeceksin?..























