İnsanın nefsinden bahsediyorum. Olmasaydı, olmaz mıydık? İnsan, en büyük düşmanını içinde taşıyor, kendisiyle gezdiriyor. Nefsini dizginleyip iradesiyle hareket edebilene ne mutlu. Nefsine esir olanlar ise dünya ve ahirette hüsrana uğrayacak olanlardır.
Ey nefsim, ibadette ağırlaştığın, salih amelde gevşediğin zaman hâlini iyi düşün. Tembellik ya da meşguliyet bahanesiyle kendini hemen mazur görme. Aksine, dur; kendinle samimi bir hesaplaşma yap.
Kendine şöyle de:
“Belki bu gevşeklik sadece geçici bir isteksizlik değildir. Belki bu, gizli bir ceza ya da mahrumiyetin bir işaretidir.” Çünkü Allah Teâlâ, münafıklar hakkında şöyle buyurmuştur:
“Fakat Allah, onların (sefere) çıkmalarını istemedi de onları geri bıraktı.” (Tevbe 46)
Bu ayetin manasını iyi düşün:
Allah, onların kalplerindeki bozuk niyeti ve kötü maksadı bildiği için cihada çıkmalarını istemedi; bu yüzden onları alıkoydu ve geri bıraktı.
Yani onların geri kalması, bedenlerinin yetersizliğinden değil; Allah’ın onların çıkmasını istememesindendi.
Bu yüzden, kendinde şu hâlleri görürsen:
Gece ibadetine karşı ağırlık
Zikirde gevşeklik
Önüne açılmış bir hayır kapısından yüz çevirme
Bundan kork: Belki bu da o manadan bir paydır. Yani kul, önceki bir kusur, gizli bir günah ya da Allah’a karşı samimiyetteki eksiklik sebebiyle ibadetten mahrum bırakılmış olabilir.
Şu yönden de düşün:
Eğer biri sana “Falan kişi senden hoşlanmıyor, seni istemiyor.” dese, bu seni günlerce rahatsız ederdi.
Peki ya kul, Allah’ın bazı ibadetlerde kendisinin yönelmesini istemediğinden korkarsa? Böyle bir düşünceden sonra hangi kalp rahat kalabilir?
Bu anlam kalbe yerleşirse, onu gafletten uyandırır ve kapı kapanmadan önce amel etmeye sevk eder. Çünkü ibadetler birer kapıdır; Allah, onları kullarına lütfuyla açar. Eğer ihmal edilirse, o kapının kapanmasından korkulur.
Bu yüzden selef âlimleri, ibadet fırsatını kaçırmaktan, dünya nimetlerini kaçırmaktan daha çok korkarlardı. Çünkü bilirlerdi ki muvaffakiyet Allah’ın elindedir. Allah yardım etmezse, kalp hayrı istese bile ona güç yetiremez.
Bu gevşekliğin en büyük ilacı şudur:
Kul, çaresiz bir insan gibi Allah’a yönelir, çokça dua eder, yalvarır ve samimi bir şekilde muvaffakiyet ister. Çünkü kalpler Allah’ın elindedir; ibadet kapılarını açan ve onları sevdiren O’dur.
Eğer kendinde bir gevşeklik hissedersen, sadece kendini suçlamakla yetinme. Ellerini kaldır ve içtenlikle şöyle dua et:
“Allah’ım! Bana sana ibadet etmenin lezzetini mahrum etme. Kalbimi ibadetinden çevirme. Bana seni zikretmeyi, sana şükretmeyi ve sana güzel ibadet etmeyi nasip et.”
Çünkü kim Allah’a karşı samimi olursa, Allah ona ibadet kapılarını açar, onu buna muvaffak kılar ve ondan gevşeklik ile tembelliği giderir.
Selam ve dua ile, Allah’a emanet...