Kaostan ve kandan beslenen kirli bir çark var dünyada. Bebekleri dahi öldürüp bundan rant devşirebilen çeteler ve o çetelerin derin bağlantıları var. Küresel ilaç firmaları ve "öldürmeyin, süründürün" düsturları var. Kanla kurulup kandan beslenen, kendi düşmanını yaratıp savaşıyormuş gibi görünen kirli çarklar kurulmuş.
Dünya olmuş kurtlar sofrası. Okuyup anlayabildiğimiz veya anlamaya çalıştığımız mesele çok. Ama ne yazabiliyoruz, ne de konuşabiliyoruz. Üç maymunu oynayan kitleler var toplumda. Toplum sistematik bir şekilde uyuşturulmuş veya uyutulmuş. Uyandırabilene aşk olsun...
İdareciler desen, her birinin bir yuları Siyonist’in elinde. Bu düzen ve bu düzenin herhangi bir partisinin dışarıdan “okeysiz” muktedir olma ihtimali var mı? Siyonizme “eyvallah” etmeden iktidar olunur mu? Dünya, bir avuç azgın azınlığın kirli ellerinde. Onların emellerine hepimiz hizmet ediyoruz bir şekilde.
Bir dosttan telefon geldi. Arada istişare eder, muhabbetleşiriz. 15 dakika kadar konuştuk. “Hamza kardeşim, bu kirli düzen beş vakit namaz kılana bile çaldırır.” dedi. Bu sistem, herkesi bir şekilde hırsız yapma ya da hırsıza göz yumma üzerine kurulu!
Konumuz belediyelerdi. Daha evvel belediyeler denetlenebilirdi.
Hırsız bizdense kollayan, karşıdansa darağacı hazırlayan bir düzen olabilir mi? Oluyor işte... “Adalet, adliyelerdeki yazıdan ibaret.” diye bir söz işitmiştim...
Evet, adalet duvarlarda yazılı, hayatlarımızda kayıp. Sistem öyle bir hale geldi ki: Ya çalanın dostu olacaksın ya da sustuğun için suç ortağı. Çünkü konuştuğunda yalnızsın, yazdığında tehdit altındasın, haykırdığında yaftalanmışsın.
Bir ülke düşünün, dürüst kalmaya çalışanlar bile sistemin çarkları arasında eziliyor. Rüşveti reddeden dışlanıyor, torpilsiz olan geride kalıyor, hak arayan hain ilan ediliyor. Toplumun refleksi alınmış; ne doğruya alkış, ne yanlışa tepki var. Vicdanlar köreltilmiş, kalpler sertleştirilmiş.
Bu çarpık düzenin devamı için en çok korkulan şey ne biliyor musunuz?
Sorgulayan, bilen, düşünen bir nesil. Bu yüzden eğitim yüzeysel, medya yönlendirici, din bile menfaate alet edilmiş.
Peki ne yapacağız? Vaz mı geçeceğiz hakikatten? Sustukça karanlık büyüyor. Ve unutmayalım: Sessizlik bazen en yüksek ihanettir.
Bir gün gelir, hırsızın kim olduğu değil; hırsızlığa sessiz kalanların da yargılandığı bir çağ başlar. Ve işte o gün, gerçek adalet adliyelerdeki yazılardan çıkıp halkın vicdanına yerleşir.