Almanya ve Hollanda gezime Fransa ve Belçika'yı da ekledim.
Fransa'da Paris'e, Belçika'da Brüksel'e gittim.
Bir gece Brüksel'de, bir gece de Fransa'da bir otelde kaldık.
İki kişilik oda fiyatları 60 euro civarında.
Kaldığımız oteller standart, uygun yollu yerlerdi.
Fransa'ya gidince ülkemizden bir şeyler gördüm. Trafikteki araçlar bizimkilerle emsal. Eski modeller de var, yeniler de. Yolları yollarımız gibi. Otobanlarının bazıları paralı.
Paris, Eyfel Kulesi ile meşhur olsa da Eyfel Kulesi'nden daha dikkat çekici, tarihi çok eski yerleri var. Mesela Notre Dame Kilisesi çok hoşuma gitti. Olağanüstü bir işçilik, muazzam bir emek var. Yapımı 75 yıl sürmüş.
Fransa'da, Belçika'da ve Hollanda'da nereyi gezerseniz gezin, kırsalında veya şehrinde nereye giderseniz gidin tarihi yapıları görmeniz mümkün. Çünkü çok savaş görmemiş, doğal afetlerin çok yaşanmadığı bir coğrafya burası. Mesela deprem pek olmaz. Hâliyle tarihi yapılar, tarihî hâlleriyle ortada duruyor. Bu da Avrupa'yı gözlemlerken burayı biraz çekici kılıyor.
Şu an yazımı yazdığım köy evi 150 yaşına yakın. Ve son sistem, modern bütün teknolojik imkânlar var. Hollanda'nın Drente kentinde bir evdeyim. Buradaki evlerin en yenisi 100 yaşında. Tabii arada yapılanlar mutlaka oluyordur.
Hâl böyle olunca buraların mistik bir havası bulunuyor.
Hollanda, Fransa'ya göre çok üst düzey bir ülke. İş ahlakları çok iyi, teknolojiyi çok güzel kullanıyorlar.
Ama burada gözümüze çarpan, bize çok acayip ve abes gelen gayriahlaki ilişkiler de var.
Mesela kız kızla el ele tutuşuyor. Af buyurun, erkek erkekle öpüşüyor. Kadın kediyle evleniyor. Erkek köpekle evleniyor. Hâliyle çok ahlaksızlık da var.
Özellikle büyük şehirlerinde; Amsterdam gibi, Paris gibi yerlerde her türlü insan bulunuyor. Dünyanın neresinde kabul görmemiş bir tür varsa buraya toplanmış.
Ülkesinde dışlanmış tiplerin hepsi buralarda.
Hâl böyle olunca güvensizlik ve sıkıntı had safhada.
Kırsalda problem yok, kırsal güzel. Kırsalda da dikkatimi çeken şey şu: İnsanlar sanki yaşamıyorlar. Kapıların önünde araba olmasa köyleri terk edilmiş sanabilirsiniz. Ne bir sokak kedisi ne de bir sokak köpeği var.
Avrupa'nın gezdiğim hiçbir yerinde sokak kedisine ve köpeğine rastlamadım.
Bizde sokakta köpekler ve hayvanlar yaşamalı diye yürüyüş yapanlar, örnek aldıkları Avrupa'ya gelip baksınlar.
Bir tane kedi bulamazlar.
Sokaklar kedilere, köpeklere ait değil; çocuklara aittir.
Tuhaf şekilde Batı bize sokaklarda köpek beslemeyi medeniyet gibi gösterirken, kendi sokaklarında bir tane köpek barındırmıyor.
Buralarda sosyal ilişkiler çok zayıf.
Paranız yoksa tuvalete dahi gidemezsiniz.
Kapitalizm, insani ne varsa, ihtiyacı göz önünde bulundurmuyor; her işin neticesini paraya bağlama gayretinde.
Burada beş kuruşunuz eksik olursa herhangi bir şey alamazsınız. Bir kapıyı çalıp bir insandan bir bardak su isteyemezsiniz.
İnsanlar çok yalnız ve çok bireysel.
Herkes dar çevresinde, kendine hitap eden alanında yaşıyor.
Uyuşturucu ve alkol kullanımı çok fazla.
Amsterdam'ı gezerken burnuma nargile benzeri bir koku geliyordu.
Arkadaşım bunun "marvana" adı verilen ve yasal olarak satılan bir uyuşturucu olduğunu söyledi.
Sokakların tamamında bu kokuyu duyabilirsiniz.
Kadın etinin teşhir edilip satıldığı bir cadde var: Kırmızı Işık Caddesi.
Amsterdam'ın Dam Meydanı'na gidenler orayı bilirler.
Avrupa, kadın hakları deyip kadına değer verdiğini iddia ederken, kadın etinin satıldığı sokakları görmezden geliyor galiba.
Hâliyle Batı ve batıl, Mehmet Akif Ersoy'un dediği gibi tek dişi kalmış canavar.
Tekrar ifade edeyim; iş ahlakları ve teknolojiyi kullanmaları çok iyi.
Yalan söylemiyorlar.
Burada biri bir iş yaptığında kimse onu takip etmiyor.
Biri "Ben hastayım." deyip bir mazeret sunduğunda insanlar, "Acaba o hasta mı?" diye düşünmüyorlar.
Çünkü insanlar burada birbirine yalan söylemiyorlar.
Yazımın tam burasında kardeşim Mehmet Çolak aradı.
Onunla Avrupa'yı konuşurken dedim ki: "Burası toplama kampı gibi. Büyük şehirlerinde, kendi ülkelerinde kabul görmemiş insanlar hep burada."
O da bana, "Anne ve babasına yaramayanlar hep oraya toplanmış desene hocam." dedi.
Maalesef öyle.
Hâliyle edep ve ahlak, Necip Fazıl'ın dediği gibi türbedarsız bir türbe!
Selam, dua ve hürmetle.
Allah'a emanetsiniz...























