Gazetemizin görevlendirmesiyle geldiğim Hollanda'da dolu dolu 3 gün geçirdim. Hollanda'nın çeşitli köylerini gezme fırsatı buldum. Hayatın kırsalda olduğuna inanan biri olarak şehirleri gezmeyi sonraya bıraktım. Bir yerin kültürünü, örfünü tanımak istiyorsanız oranın köylerine gitmelisiniz. Çünkü Hollanda'nın şehirleri, bizim İstanbul gibi, her dilden ve her renkten insanı bulacağınız çok kozmopolit bir yer.
Dolayısıyla özellikle turistlerin rağbet ettiği büyük şehirlere giderseniz, o ulusu ve o ulusun tanımaya çalıştığınız özelliklerini görmeniz biraz zorlaşır.
Hollanda, Kuzey Kutup Noktası’na enlem olarak yakın olduğu için, bizim ülke ile kıyaslandığında daha soğuk ve daha yağışlıdır. Bu bol ve bereketli yağışların temelinde Batı rüzgârlarının ve ılıman okyanusal iklimin de ciddi etkisi var.
Hollanda'da hava genellikle kapalı ve bulutlu. Güneşe hasret bir hayat yaşıyorlar. Şu anda gündüz süresi 18 saat civarında. Burada saat 23.00’e kadar hava aydınlık. Hollandalılar güne erken başlıyorlar.
Sabah herkes işine gider, akşam olmadan evine döner ve evdeki işlerini halleder. Herkes bir robot gibi ne yapması gerektiğini biliyor.
Burada kimse kimseye yük olmuyor, herkesin bir görev tanımı var.
Hollanda'nın tamamına yakınında evlerin ve eklentilerinin çatısında güneş enerjisi panelleri var. Çoğu ev, ihtiyacı olan enerjiyi kendisi üretiyor. Güneşsiz bir memlekette güneşten maksimum düzeyde faydalanıyorlar. İnsanları çok çalışkan, çok güler yüzlü. Herkes birbirine selam veriyor, herkes birbirine yol veriyor.
Burada insanlar makine gibi. Tartışma yok, kavga yok, gürültü yok. Modern tarım teknikleri ve o teknikleri kullanan robot benzeri insanlar.
Robot benzeri dememin sebebi, herkesin işine ve hayatına odaklanmış bir tarzda yaşaması.
Burada herkesin evinde hayvan var. Onlarca hatta yüzlerce inek besliyorlar. Tarımda makineleşmeyi çok üst düzeyde kullanıyorlar. Burada gördüğüm tarım tekniklerine hayatımın başka yerinde rastlamadım.
Burada herkes ne yapması gerektiğini biliyor. Bir çocuk 35 yaşına gelene kadar yan gelip yatmıyor. 30-35 yaşındaki gençler anne ve babanın eline bakmıyor.
Herkes 14-15 yaşında ne yapması gerektiğini biliyor ve ne yapması gerektiğine karar vermiş oluyor.
Burada 18 yaşını aşmış gençlerin anne babalarına kira verdiklerine dahi tanık oldum.
Boşanma oranları çok yüksek. Her 100 kişiden 80'i boşanıyor desek abartmış olmayız.
Evlilik olmadan birlikteliğin çok üst düzeyde olduğu bir ülke.
Bize gayriahlaki gelen birçok şey burada normal karşılanıyor.
Mesela 18 yaşını aşmış iki genç aynı evde yatıp kalkabiliyor ve ebeveynler bunu normal karşılıyor.
Belirli bir süre birlikte yaşadıktan sonra evlenmeye karar verirlerse evleniyorlar.
Biz Avrupa'nın teknolojisini ve iş ahlakını alabiliriz. Ama geriye kalan ne bizim örfümüze ne de bizim dinimize uyar; hoş biz de dinimizin emirlerine uymuyoruz ya, o ayrı konu.
Bugün Hüseyin abi ile Hollanda'dan Almanya'ya geçeceğiz, oradan benzin alacağız, biraz da gezeceğiz. Buradaki izlenimlerimi aktarmaya devam edeceğim.
Sizleri saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Selam ve dua ile, Allah'a emanetsiniz.























