Mehmet Haskul.
Memleketin ve milletin derdiyle dertlenen, dünya hayatının fani olduğuna iman eden, gideceğinden şüphe etmeyen ve giderken de iz bırakma gayreti güden kaliteli bir kişilik.
Adamın sadece duruşu değil kelam ve kalemi de ilgimi çekiyor.
Salı günü yayımlanacak yazımı karalamak istedim. Önceki gün bir başlık atmıştım bile.
Haluk Levent gibi bir adam ve içinde bulunduğu durumu işlemek istedim. Sosyal medyaya göz gezdirirken Haskul'un kaleme aldığı, her cümlesi değerli yazısına denk geldim. Yazıyı alıntıladım.
"Yaklaşık iki aydır işlerimin yoğunluğundan TV izlemiyordum, sosyal medyaya çok az bakabildim.
Bugün haber izledim, sosyal medyayı karıştırdım, biraz düşünmeye bıraktım kendimi.
Bütün haberler hırsızlık, yolsuzluk, cinayet, ahlaksızlık, adaletsizlik, çocuk istismarı ile ilgili; normal tek bir haber gördüm, o da İstanbul'da bu yıl çok çekirge varmış.
Nasıl bu kadar kirlendik toplum olarak diye düşünmeye başladım.
Siyaset, sivil toplum, bürokrasi, kamu, diyanet, akademisyenler, yardım kuruluşları...
Sanattan spor camiasına, kirlenmeyen kaldı mı diye düşünmeye başladım.
Sonra kendimi sorguladım; ülkede bu kadar yaygın olan (kirlenme virüsü) bana bulaştı mı acaba diye. Çünkü virüs bir eve girdi mi aile bireylerine, oradan binaya, mahalleye, ilçeye, şehre, ülkeye bulaşarak yayılır. Tabii 25 yıl sivil toplum kuruluşlarında, yaklaşık 5 yıl aktif siyaset yapmış biri olarak düşünmeye başladım, acaba bende bir kir var mı diye. Tabii olarak insan kendisinde olan yanlışı görmüyor, ben de görememiş olabilirim; bende bir hata, kusur gören dostlar beni uyarır inşallah.
Toplumsal kirlenmenin elbette sebepleri vardır; bu sebepleri ortadan kaldırmak bizi aşabilir, ancak kendimizi koruyabiliriz.
Kirlenme ve çürümenin en önemli etkilerinden biri eğitim olsa da aslında ekonomik sıkıntılar, adalete güvensizlik, ahlaki değerlerin, hukuki normların ve genel ahlak kurallarının zamanla aşınması, işlevini yitirmesi ve yerini yozlaşmış ilişkilere bırakması kirlenmeyi hızlandırmaya sebep oluyor.
Bireylerin devlete, adalete, kurumlara ve birbirlerine olan inancının azalması; dürüstlük, yardımlaşma ve empati gibi temel ahlaki ilkelerin yerini bireysel çıkarların ve menfaat ilişkilerinin alması, torpilsiz bir işinin görülmeyeceğini düşünmesi bile aslında toplumsal çürüme için yeterli bir sebep.
Çünkü adalete olan güvenin sarsılması, kuralların kişilere göre esnetilmesi veya kayırmacılığın sıradanlaşması elbette ki insanlar üzerinde çok olumsuz etkiler bırakarak, etik, ilkeli ve ahlaki bulmadığı birçok şeyi yapmayı hak olarak görüyor. Hakkının yendiğini düşünen bir insan, o hakkı torpil ve kayırmacılıkla elde etme çabası gösterirken birçok değerini yitirmiş oluyor.
Ticaret ile uğraşanlar, kamu ve resmi kurum ilişkileriyle emek vermeden kazanç elde eden rakipleri görünce aynı ilişkilere başvurarak değerlerini yitirmiş oluyor.
Kamu kurumlarında ve belediyelerde; bir müdürün veya belediye başkanının değişmesiyle paspas yapanın müdür, müdürün paspasçı olması çok büyük bir ihtimal taşıdığını herkes biliyor. Bu nedenle müdür ve başkana yakın olma çabasının ehliyet ve liyakatle olmayacağını bildikleri için ilke ve ahlaki değerlerinden vazgeçerek ya ötekini iftiralar ve yalanlarla itibarsızlaştırma veya başkana ve çevresinden etkili olacak birisine yalakalık, yandaşlıkla bir şeyler elde etme çabasına girerek değerlerini kaybediyor. Anonimin deyişiyle: "Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilme." sözü tam buraya yakışır bir söz. Bırakın virgül olmayı, birçok kişi soru işareti gibi (?) bastona dönmüş durumda.
İnsan onur, haysiyet, şeref, ilke ve değerlerini kaybedince neyi kazanırsa kazansın zarardadır.
Hiçbir makam, hiçbir mevki, koltuk, para, servet, zerre onur etmez, zerre şeref etmez.
Rabbim bize kirlenmeden huzuruna gelmeyi nasip et.
Virgül gibi eğilmeyi, makam, para ve menfaat için baston gibi eğilenlerden eyleme bizi. Amin…
KİRLENDİK Mİ?
EVET, KİRLENDİK…"























