Malumunuz, ülke gündemi Ankara'da yapılacak NATO zirvesine kenetlenmiş durumda. Ülkemizde bugünlerde başka konu konuşulmuyor desek yeri. Tiyatrosundan mizahına, dindarından yazarına, karton toplayıcısından bürokratına kadar memleketin tabiri caizse yediden yetmişe her kesimi bu zirveyi konuşuyor.
NATO zirvesi yapılacak diye çok güzel mizahi, ironik çalışmalar sosyal medyada gözüme çarpıyor. "İzahı olmayan şeylerin mizahı olur." misali... NATO zirvesini mutlu ve mesut etmek, onların gözünü boyamak için girmediğimiz kılık kalmadı. Yöneticiler, rezil olmamak adına ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar. Halk hizmet almak için defalarca dilekçe veriyor, başvurmadığı kurum kalmıyor, muhatap bulamıyorken bir hafta içerisinde yeni bir il inşa ediliyor. Milyonlarca ve hatta milyarlarca lira harcanıyor. Emekliye gelince, asgari ücretliye gelince "Destek yok, bütçe yok." diyen muktedirler; iş şatafata ve görsele gelince milyonları saçıp savuruyor.
Tabii "İtibardan tasarruf olmaz." diyenler bunları yapınca ben çok da şaşırmıyorum. Kendileri el bebek gül bebek yaşarken halkın ne halde olduğunu görmek istemiyorlar ve işin tuhaf tarafı halk halinden memnun. Yani toplum neyi hak ediyorsa o şekilde idare ediliyor, o şekilde yönetiliyor. Bu sebeple toplumun içinde bulunduğu durumu çok da yadırgamıyorum. Yüce Rabb'imiz ayet-i kerimede, "Bir toplum kendi durumunu düzeltmedikçe biz onların durumunu düzeltmeyiz." buyuruyor. Dolayısıyla yatıp kalkıp güç sahiplerini eleştirmeyi yersiz ve yanlış buluyorum.
Eleştirmem gereken; toplumun algı ve anlayışı. Bizim toplumun kaç yüzü olduğuna şaşırıyorum. İki yüzlü desen değiliz, beş yüz yüzlü desen az kalır. Çünkü güç sahipleri karşısında el pençe divan durup fotoğraf yarışına giriyoruz; onların arkası sıra veryansın edip şikayet, sitem ediyoruz. Bu toplum, yöneticilerden çok daha kötü bir durumda. Herkes birbirinin ayağını, kuyusunu kazıyor. Herkes birbirine hasetle bakıyor. Erkeklerimiz kadınlardan daha çok dedikodu yapıyor. Gıybet, hayatımızın olmazsa olmazlarından biri. Soruyorum sizlere: Böyle bir toplumun yöneticileri düzgün olur mu, olabilir mi? Bence olmaz, olması da mümkün değil.
Bir defa toplum olma şuurunu; birbirimizi sevme, birbirimize tolerans gösterme saygısını yitirmişiz. Bir korna sesi yüzünden insanların birbirini öldürdüğü bir toplum, dünyada medeniyet inşa edebilir mi? Böyle bir toplum dünyada iyi anılır mı?
Avrupa'ya gittim, günlerce sosyal medyada Hollanda toplumunun birbirine saygısını anlattım. Bir Avrupalı buraya gelip ülkesine döndüğünde, acaba bizim onlardan bahsettiğimiz gibi bizden bahsedebiliyor mu? "Gâvur" dediklerimizin örnek alınacak o kadar çok yönü var ki sizlere anlatamam. Mehmet Âkif Ersoy'un dediği gibi: "İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi." Keşke onlar buraya gelip bizi görüp "Vay be, ne güzel medeniyet inşa etmişler; ne kadar da saygılı ve terbiyeliler!" deyip bunu dünyaya ilan etseler. Ve bu sebeple insanlar akın akın İslam dinini tercih etse... Biz Avrupa'ya gitmek için can atarken, keşke onlar bizim buralara gelmek için can atsalar.
Bir medeniyet inşa etmekten o kadar uzağız ki... İsveç'e, Norveç'e, İsviçre'ye, Hollanda'ya gezmeye gidenler; ülkemize Pakistan ve Hindistan gibi bakıyorlar. "Adamlar kendini aşmış abi." diyorlar. Biz hâlâ küçücük ayrıntılarda, çok ufak ayrılıklarda kavga etmenin peşindeyiz.
Konuyu NATO zirvesinden açtım, buraya kadar getirdim. Mesele meseleyi açıyor ve memleketin ahvaline baktıkça, gün geçtikçe derdimiz artıyor. Keşke böyle şeyleri düşünmek yerine "Acaba nereye tatile gitsek?" diye tatlı telaşlarımız ve dertlerimiz olsa.
Rabb'im sonumuzu hayır eylesin. Yine de biz bu topluma aitiz ve bu memleketi seviyoruz.
Selam, dua ve hürmetle.























