Çok ön yargılıyız. Peşin hüküm vermeyi seviyoruz. Birisi hakkında bir şey konuşulunca balıklama dalıyor, iyi biliyorsak dahi savunmayıp biz de verip veriştiriyoruz.
İnsanların gıyabında konuşmayı seviyoruz. İyi diyorlarsa eşlik ediyoruz, kötü diyorlarsa biz de kötü diyoruz. Tanımadığımız veya yeni tanıştığımız biri hakkında hemen bir kanaate varıp ona göre davranıyoruz.
Nasrettin Hoca bir gün tarlasında çalışırken, oradan geçen bir genç ona seslenir: “Kolay gelsin baba! Falan köye ne kadar zamanda gidebilirim?”
Hoca, hiç oralı olmaz, sanki soruyu duymamış gibi işine devam eder. Genç adam aynı soruyu daha yüksek sesle bir daha sorar. Hoca yine cevap vermeyince, genç içinden “Sağır mıdır nedir bu adam?” diye düşünerek var gücüyle bir daha seslenir: “Heeey hemşerim! Sana söylüyorum duymuyor musun! Şu köye ne kadar zamanda varabilirim diye soruyorum, bir cevap versene!”
Hoca yine cevap vermeyince adam “Bu adam ya sağır, ya bunak, ya da başka bir derdi var.” diye düşünerek Hoca'dan ümidini keser ve yürümeye başlar.
Biraz yürüdükten sonra arkasından Hoca'nın şöyle seslendiğini işitir: “Oraya tam iki saatte varırsın.”
Üç kere sorduğu hâlde sorusuna cevap alamadığı için canı zaten sıkkın olan genç iyice sinirlenir ve der ki: “Yahu sen ne biçim adamsın, madem biliyordun, şunu baştan söyleseydin ya!”
Hoca'nın cevabı pek ibretlik olur: “Evladım! Ben köyün hangi mesafede olduğunu gayet iyi biliyorum ama senin yürüyüşünü görmeden, ne kadar zamanda oraya varabileceğini nasıl söyleyebilirdim ki?”
Bu hikâye, insanlara karşı hemen hüküm vermememiz gerektiğini çok güzel anlatıyor. Birinin "yürüyüşünü" yani tavırlarını, karakterini ve niyetini görmeden, sadece yüzeysel bilgilere dayanarak vardığımız her sonuç bizi yanıltabilir. İnsanları tanımak için onlara zaman tanımalı, yargılamadan önce onları anlamaya çalışmalıyız.
Aynı zamanda Kur'an-ı Kerim'de Hucurât Suresi 12. ayette de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” Bu ayet, zanna dayalı ön yargıların ne kadar tehlikeli ve yanlış olabileceğini açıkça belirtir. Tıpkı Nasrettin Hoca'nın hikayesinde olduğu gibi, birini tanımadan önce hemen bir kanıya varmak yerine sabretmek ve gözlemlemek, hem bizi hatalardan korur hem de daha adil bir yaklaşım sergilememizi sağlar.