Kimsenin ne sakalı ölçünüz olsun. Ne de mini eteği...
Çok iffetli açıklar da var, çok namusuz kapalılar da...
Kimin heybesinde ne var bilemiyoruz şu zamanda.
Onun için ne dövmesi sizi ilgilendirsin, ne de çok af buyurun memesi...
Ne top sakala bakın, ne de sarığa cübbeye aldanın...
At izi, it izine karışmış...
Haa gerçekten doğru düzgün olup, ahlâken güzel olup, sakal cübbe gezene ne mutlu...
Sünneti yaşamaya ve yaşatmaya çalışana ne mutlu...
Ne mutlu kınamalara rağmen çarşafını giyene...
Me mutlu gereği gibi örtünene...
Ama tek şartla!
Ahlâk!
Ne giyerse onu yansıtan karaktere bürünmedikçe görünenin kıymeti yok!
Elbise veya çıplaklık ahlâkta ölçü değil ama olmalı!
Keşke olsa...
Konumuz kadınlar değil tabi ki...
En az onlar kadar erkeklerde de durum aynı.
Allah, Peygamber deyip insanları aldatanlar erkekler...
Namaz kılıp ticarete hile katanlar da onlar.
Birbirlerinin akşama kadar dedikodusunu yapanlar da onlar.
Mahalle mobeselerinden farksızlar...
Erkekler de ahlâkı dilde yaşıyor.
Kadınlar da...
Lafa gelince mangalda kül bırakmayan bizler aslında birer ahlâksızız...
Hele iş paraya gelsin...
İncinen çıkarlara değinsin...
Seyreyle sen müslimi ve gâvuru...
Konumla ilgili güzel bir kıssa var.
İbretlik “Yaralı Kuş ve Derviş” kıssası!
“Bizi aldatan, bizden değildir.” (Müslim, İman, 164)
Bir gün yaralı bir kuş (hayvanların dilinden anlayan peygamber) Hz. Süleyman’a gelerek kendisinin bir derviş tarafından vurulduğunu ve dervişin onun kanadını kırdığını şikâyet eder.
Hz. Süleyman yaralı kuşu dinledikten sonra dervişi hemen huzuruna çağırtır…
Hz. Süleyman dervişe sorar:
“Bu kuş senden şikâyetçi neden bu kuşun kanadını kırdın?
Derviş cevap verir:
“Sultanım ben ava çıkmıştım, o sırada bu kuşu gördüm. Yanına yaklaştım kaçmadı, biraz daha yanına yaklaştım yine kaçmadı. Bana kendiliğinden teslim olacak diye düşündüm. Üzerine atladım, tam yakalayacağım esnada kaçmaya çalışınca da kanadı kırıldı.”
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:
“Bak, bu adam da haklı. Sana yaklaşmış, sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. O sana yaklaştığı esnada sen kaçabilirdin? Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun.”
Kuş’un kendini savunması Hz. Süleyman’ı da şaşırtır:
“Efendim ben onu uzun sakallı ve derviş kıyafeti ile gördüğüm için kaçamadım. Onu sakallı ve derviş kıyafetleri içinde görünce bu Allah'ın dervişidir. Dervişler Allah´tan korkarlar. Bana zarar vermez dedim. Avcı kıyafetleri olsaydı ya da avcıya benzer bir yönü olsaydı hemen kaçardım. Ne bileyim onun da beni avcı gibi avlayacağını.”
Bu konuşma üzerine Hz. Süleyman savunma yapan kuşu haklı bulur. Ve kısasın yerine gelmesini ister:
“Hemen dervişin kolunu kırın” der…
Yani derviş kuşun kanadını kırdığı için Hz. Süleyman´da dervişin kolunun kırılmasını emreder.
Ancak bu emre kuş itiraz eder:
“Aman efendim yapmayın, onun elini kırsanız yine iyileşir. Aynı hareketi tekrar yapar…
Efendim, en iyisi siz onun üzerindeki dervişlik hırkasını çıkarın…
Bir de onun sakallarını da kesin ki benim gibi gariban kuşlar onun sahte dervişliğine kanmasınlar. Onun bu tuzağına düşmesinler. Ben onun bu tuzağına aldandım bundan sonraki kuşlar aldanmasın demiş.”
Vesselam...