Gİdin, görün ki hayatınız için şükredebilesiniz.
Gidin, gezin, görün ki Rabbin size verdiği nimetlerin kıymetini anlayabilesiniz.
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeyim. Bir kardeşimiz heyet raporu alacak diye kendisine eşlik ediyorum. Her birimiz bir kuyrukta bekliyoruz. Arada bir önümdeki ve arkamdakinden müsaade isteyip oturuyorum. Kuyruklar kalabalık. Tekrar en sona geçmek belki bir saatten fazla vakit kaybı demek. Hele hele psikiyatri kliniğinde...
Ya ince eleyip sık dokuyorlar veya başka sebeplerle bir şekilde sonu gelmiyor kuyruğun. İçeri giren çıkmak bilmiyor.
Genel Cerrahi sırasında bir bayan var. İsmi, refakatçisinden işittiğim kadarıyla Ayşe. Hem fiziksel hem de ruhsal engeli, kendisini görür görmez gözüme çarptı. Mütebessim bir çehre. Yuvalarından çıkmak istemeyen, göz çukurunda kaybolmaya yüz tutmuş yorgun bir çift göz. Arada bir istemsizce yüzüne götürdüğü titreyen el parmakları... Zayıf mı zayıf, sıska bedeni giydiği orlon ve uzun elbisenin içinde, elbise giydirilmiş korkuluk misali... Esmer bir ten. Çürümüş dişler... Hayat yorgunluğu ayakkabısının kopmuş bağcığından bile okunur. Elbise ve içindeki, tam bir tefekkür sebebi oldu benim için...
Ayşe... Rabbin rahmeti ile muamele edeceği biri olduğunu bilse... Sorgusuz sualsiz cennete gideceğini görse... Nasıl da mutlu olurdu kimbilir?
Ve Ayşe, Genel Cerrahi kapısından çıktı. Refakatçisi önde, o arkada Dahiliye sırasına girdiler. Komut verilen asker misali. Ses gerekmeksizin refakatçiye odaklanmış, peşi sıra gidiyor. Önümden geçerken hafif geriye çekildim, rahatsız olmasın diye. Malum, kalabalık demiştim size. Şöyle göz ucuyla bir tebessüm etti bana. Öyle içten, öyle samimi... Rabbin bir garibi işte... Merhametle nasıl bakmayayım ona?
Şükürler olsun her halimize dedim. Kızlarımı aklıma getirdim. Allah işte... Herkesin bir imtihanı var bu hayatta. Ve herkesin bir cezası veya ödülü olacak ahirette...
Haliyle acıma hissi yok bende. Kendime acıyorum genelde. Ayşe belki 30 yıl, belki 60 yıl daha yaşar nihayetinde. Ve ebedî bir cennet kollarını açmış bekliyor Ayşe'yi...
Oturmuşum. Birinin bankomattan aldığı sıra numarası sağ ayak ucumda. 50 numara, bekleyen kişi sayısı 20. He, bir kişi takriben 10 dakika üzerinde içeride kalıyor. Ümidini yitirmiş ve usanmış olmalı ki kâğıdı atıp gitmiş. Tekerlekli sandalyede olanlar var. Bazen sedyede getirilen hastalar oluyor. Herkes bekliyor bir şekilde...
Buralar hep böyle. Her gün acılara tanık duvarlar. Her gün hastalara tanık çalışanlar... Belki de sıradanlaşmıştır her şey onlar için. Belki de bizim gibi merhametli bakışlar yerini gaddarlaşmış ve taşlaşmış kalplere bırakmıştır. Hâliyle ibret nazarıyla değil, iş nazarıyla bakılıyordur olaya. Yoksa gece gündüz Allah'a taatle geçerdi zamanları. Hastane çalışanlarından kötü insan asla olmazdı. Veya mezarlık çalışanlarından...
Vesselam...