Her konuya "eskiden böyle miydi" demek sadece beni mi üzüyor? Sizler de üzülüyor musunuz? Yoksa yeni ruh hâlimiz ve vurdumduymaz tavrımız hoşunuza mı gidiyor? Yoksa sizler de mi alıştınız?
Biz eskiden umursamaz değildik! Sistem bizi köreltti. Bizi paraya, pula kul etti! Suya üfleyenlerimizde bile hayır kalmadı desek yeri!
Ümmet kan ağlamış, amaaan bize ne... Gazze'de kıyım varmış, bizde yok ya... "Fırat'ın kenarında bir koyunu kurt kapsa..." hikâyeleriyle büyüyen bizler ne çabuk böyle köleleştik. Ne çabuk kölesi olduk dünyanın... Ne kurt umurumuzda ne kaptığı koyun...
Eskiden insani ve İslami değerlerimiz vardı. Duyarlıydık. Her konuyu etraflıca konuşur, tabiri caizse o konuyla yatıp kalkardık. Bir Çeçenistan direnişi her kahvede konuydu. Her dükkân Şamil'i konuşurdu. Kimi para toplardı, kimi canını Allah'a satmış yola koyulurdu. Afganistan harbinde yine öyleydik. Afganistan direnişinin simge ismi Usame, 90'lı yılların önemli figürlerindendi.
Biz bu kadar sistemi benimsememiştik, bu kadar batmamıştık. İslam ümmeti olma şuuru hâlâ vardı. Dert ümmettense dert edinirdik.
Şimdi ne oldu?
Hayallerimiz oldu! Daha iyi ev, çocuklarımıza makam, lüks araba, arsa, mağaza vesaire... Bitmeyen dünyalık dertlere daldık.
Kim dünyaya dalmış, kim dünyanın geçici süsüne kapılmış da kaybetmemiş?
Kim dünyaya yenilmemiş?
Herkes bir şekilde terk edip gitmiyor mu?
Dünya kimi bağrına basmış?
Kimi misafirlikten alıp ev sahibi yapmış?
Vallahi ne varsa özde var.
Ne varsa küllerin altında...
Silkelenip kendimize gelmedikçe olmaz!
Geçmişin mücahit abilerinin çocukları bırakın mücahitliği, namaz bile kılmıyorlar. Sohbet mi var? Gelmiyorlar... Biz bitik bir toplum olduk! Hâliyle bela ve musibetler de ümmetin yakasından düşmez oldu.
Biz hamillik taslıyor, arada nara atıyoruz. Biz derdi dert edinen insanlar değiliz. Ve artık olmayacağız!
"Dünya, bir gölge gibidir. Sen ona doğru koştukça o senden kaçar. Sen ondan kaçtıkça o seni takip eder." Bu söz, sizin de belirttiğiniz gibi dünyanın geçiciliğini ve peşinden koşanları nasıl yorduğunu ne güzel anlatıyor. Ne zaman ki dünyalık hırslarımızdan vazgeçip asıl derdimize dönersek, işte o zaman o gölge üzerimize düşer ve bizi serinletir.
Ayet-i kerimede buyurulduğu gibi:
“Mal ve evlatlar dünya hayatının süsüdür. Bâkî kalacak sâlih ameller ise Rabbinin katında sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.” (Kehf Suresi, 46. Ayet)
Bu ayet, dünyalık hedeflerin sadece birer süs olduğunu, asıl kalıcı ve değerli olanın ise ahirete yönelik salih ameller olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Umursamazlık, aslında bu ayetteki hikmeti gözden kaçırmanın bir sonucu. Gönüller, fani olanın peşinde yorulurken, asıl huzur ve bereket kaynağından uzaklaşıyor.
Belki de yeniden o kaynağa dönmek, hepimizin ihtiyacı olan en büyük silkeleniştir.