Memleketimi seviyorum. Bize dünyanın en iyi ülkelerinde en güzel imkânları ikram etseler yine de ille vatanımız deriz.
Biraz memleket milliyetçiliği var.
12 günlük Avrupa seyahatimi tamamlayıp yurda döndüm. Uçağımız İstanbul'a iniş yaptı. Metro ile Kadıköy'e, oradan feribotla Beşiktaş semtine geçtim. Beşiktaş'a geçer geçmez dikkatimi çeken ilk şey insanların giyimi oldu. Uzun süredir İstanbul'da bulunmuyordum. 2014-15 eğitim öğretim yılında İstanbul'da Yıldız Teknik Üniversitesi'nde pedagojik formasyon eğitimi almıştım. O zamandan beri galiba hiç gitmedim. Avrupa'da, Paris'te, Hollanda'nın Amsterdam kentinde bizim Beşiktaş'ta olan çıplaklık yok. Bakın, açıklık ayrı, çıplaklık ayrı konu.
Gidersiniz bir plaja, çıplak insanları normal karşılarsınız. Ama İstanbul gibi bir yerde sokakta bu kadar çıplaklığın olması bana anormal geldi. Dediğim gibi Avrupa'da bu kadarı yoktu.
Kimseyi açık diye kınamam. Kimseye açık diye veya kapalı diye önyargıyla yaklaşmam. Kapalı olup her haltı yiyen veya açık olduğu hâlde çok iffetli olan milyonlarca insan var. Yine aynı şekilde dövmeli, kulakları küpeli olup adam gibi adam olan erkekler var. Bir karış sakalıyla, sırtındaki cübbesiyle her haltı yiyen insanlar da var.
Dolayısıyla ben önyargılara kapalıyım. Ama dediğim gibi açıklık ayrı, çıplaklık apayrı bir konu. Avrupa'da görmediğim çıplaklığı ben İstanbul Beşiktaş'ta gördüm ve şaşırdım.
Tabii sadece bu değil. Memlekete gelmenin sevinciyle birlikte orada hiç işitmediğim korna sesini burada hemen işitmeye başladım. Orada görmediğim yol bozukluğunu burada, dünyanın başkenti diye bilinen İstanbul'da gördüm. Memleketimiz güzel; dört mevsimi belirgin olarak yaşıyor, aynı anda dört mevsim özellikleri yaşanabiliyor. Şu tarafı denizlerle çevrili. Harika bir alan. Ama maalesef insanımız, toplum olarak bizler ve elbette bizler kötü olduğumuz için bizi kötü idare eden idarecilerimiz, hâlimizi çok kötü bir yere götürüyor.
Sadece manevi anlamda değil, maddi anlamda da gün geçtikçe kötüye gidenimiz çok.
Ama maddiyat bir yerde hallolur; fakat maneviyat, iyileşmesi mümkün olmayan derin yaralar açtı bizde.
Ahlaki yozlaşma sadece giyimde değil, beyinde.
Birbirimize tahammülümüz yok.
Birbirimizi idare etmeyi, birbirimize hoşgörülü olmayı bilmiyoruz.
Yahu, Allah onu da öyle yarattı diyemiyoruz.
O insanı oraya getiren ve o şekilde düşündüren bütün argümanları göz ardı ediyoruz.
İnsanları çok yargılıyoruz. Kendimizi kusursuz görüyoruz. Ve ne hikmetse herkes bize benzesin istiyoruz. Dolayısıyla anlaşamıyoruz. Toplum olmanın ana unsurları olan tahammülü ve toleransı yitirdik.
Bu yazımı yazarken Adana'dayım. Dün Niğde Ulukışla'ya gittik. Yani biz bu memleketin kaosunu bile seviyoruz ama bu kadar değil. Sudan sebeplerle insanlar birbirlerini öldürüyorlar. Yüzlerce cezası olan hırsızlar ortalıkta kol geziyorlar. Magandalar, suç makineleri dehşet saçıyor. Evet, sağ salim giden şükür secdesi yapıyor. Hiçbir bela ile işi olmayan insanlara bile pislik bir şekilde bulaşabiliyor. Medya böyle yüzlerce haberle çalkalanıyor.
Caydırıcı ceza ve suç işlememeye teşvik edici güzel bir eğitim sistemimiz maalesef yok. Ne toplum olarak bizler iyiyiz ne de bizi idare edenler. Ben bunu parti fark etmeksizin söylüyorum. Sistem bozuk olunca gelen partilerin hiçbir önemi yok. Hangi parti gelirse gelsin, düzelmeyecek bir ahlaki yozlaşma yaşıyoruz. İdareciler kendilerine her şeyi hak ve mübah görüyor. Çalma çırpma, halkta da tepede de olağan şeyler.
Bizim bu zihniyetle, bu birbirimize tahammülsüzlükle düzelme imkânımız var mı?
Avrupa diyenler, yüzünü Batı'ya dönenler Batı'daki pisliği görmüyorlar. Veya memleket diyenler, memleket milliyetçileri Avrupa'nın güzelliğini görmek istemiyorlar.
Bizim onların iyisini örnek almamız, kötüsünden uzak durmamız gerekir. İş disiplinleri, iş ahlakları, toplum olarak birbirlerine yaklaşımları çok iyi. Ama uyuşturucu, fuhuş, aile içi manevi birliktelik maalesef kötü.
Dilimiz döndüğünce, gücümüz elverdikçe Allah rızası için iyiyi, doğruyu ve güzeli söyleyip kötü ve çirkinden uzaklaşma gayretindeyiz.
Rabbim bizleri muvaffak etsin.
Selam ve dua ile, Allah'a emanetsiniz.