Sistem insanları öyle bir hâle getirdi ki, insanlar insan olduğunu, kul olduğunu ve yarınlarda ölüp gideceğini unutuyor. Toplumsal ve sistemsel baskı, insana fıtratını unutturup onu bir yarış atı hâline getiriyor. Çocuklar, gelecek kaygısını daha çocuk yaşta yaşamaya başlıyor. Sistem, kendisine biat eden, geleceği ile ilgili endişe eden yarınlarını düşünüp sorgulamayı bir kenara bırakan, tabiri caizse yuları boynunda tipler yaratmak istiyor.
Çünkü gelecek kaygısı taşıyan kişi, “yarın ne olacağım?” deyip o korku ile yaşayan, sistemi ve sistemdeki aksaklıkları eleştirmeyen biri hâline geliyor.
Bir sistem için aranan model tam olarak eleştirmeyen, sorgulamayan, itaat eden, geleceği ile ilgili endişe eden, işten atılma korkusu yaşayan ve bir yarış atı gibi yaşayan tiplerdir.
Oysa Allah, insanı eşref-i mahlukat olarak yaratmıştır. İnsana, insan olduğu için değer vermiş, melekleri bu değerli varlığa secde etmeye çağırmıştır.
Fakat insan, kendi değerini bilmeyip Allah'ın ona verdiği kıymeti unutup aşağıların en aşağısı olma yolunda ilerlemektedir. İnsanlık, Allah'ın istediği bir model olmaktan uzaklaşıp fıtratını unutmaktadır. Allah, insanı kendisine kul olması gayesiyle yaratmıştır; ama insan, dünyaya kul olmayı tercih etmiştir. Böylece Allah'ın ona verdiği değerden uzaklaşmıştır. Şeytanın ve şeytanlaşmış sistemlerin tuzağına düşmüş, oyuncağı olmuştur.
Ve bu şeytani tuzaklar, çocuk yaşta insanları esarete altına almıştır. Küçük yaşta çocuklar, büyük yaştaki gençler gibi düşünüyor. 5., 6., 7. sınıflara giden çocuklar, “yarınlarda hangi üniversitenin hangi bölümünü okursak geleceğimizi garanti altına alırız” gibi, bana göre ütopik hayaller kuruyorlar.
Daha okulları başlar başlamaz öğretmenleri soruyor: “Yarın büyüyünce ne olacaksın?” Ve öğrencilerden cevap bekleniyor. Çocuk, bu soru ile hayatın koşuşturmacası içinde fıtratından uzaklaşıyor, kendini kaybediyor, benliğini unutuyor. Sistem, daha ilk günden çocuğu kendisine ve düzenine köle etmeyi başarıyor.
Düzenler koyun istiyor; gütmek için koyun. Çobanların en hoşuna giden sürü, itaat eden, yemeğini yiyen, istediği şekilde otlayan, baş kaldırmayan, asilik yapmayan ve dilediği gibi sağacağı bir sürüdür.
Sistemler birer çoban; halkları ise sürüleridir. Çoban, sürüyü nasıl eline aldığı gibi yönlendiriyorsa, sistemler de ellerindeki argümanlarla sürülerini yönlendirir. İçlerinde asi olanlara gereken cezayı verir. Bu her zaman böyledir. Allah, kendisine asi olanı sevmez. Anne ve babalar, kendilerine itaat etmeyen, istedikleri gibi davranmayan evlatları haz etmez. Devletler de kendi ideolojilerine uygun olmayanları kesinlikle benimsemez ve kendine benzetmeye çalışır. Benzetemezse, sopayı çoban nasıl koyunun sırtına vuruyorsa, devlet de milletinin sırtına vurur.
Bu iş böyledir. Yok efendim demokrasi, vay efendim insan hakları, yok efendim fikir özgürlüğü, düşünce hürriyeti… Bunların tamamı yalandır. Sistemler, kendi düşüncesinden olmayanları asla kendinden görmez ve düşman listesine alır. Kara listedekiler, en ufak açıklarında yaftalanır, damgalanır ve kodese atılıp ıslah edilmeye çalışılır.
Maalesef toplum da, devletin istediğini isteyen bir hâle geldi. Evlatlarımızın iyi birer anne baba olmasını istemiyoruz. Güzel birer Müslüman olmaları için gayret göstermiyoruz. Sistemin istediği, toplumun da parmakla gösterdiği birer figüran olmaları için çalışıyor, çabalıyoruz. En iyi sohbet ortamlarına götürmüyoruz mesela, ama en iyi dershanelere gönderiyoruz. En iyi hocalara götürmüyoruz ama en iyi öğretmenleri eve getiriyoruz. Dini konularda kimseyle yarışsın istemiyoruz, ama dünyevi anlamda herkesi geçsin diye gayret gösteriyoruz. Uhrevi başarılarına sevinmek yerine, dünyevi kaygılarını önceleyen bir bakış açısı ile yaklaşıyoruz.
Onları maneviyattan uzaklaştırıp birer yarış atı hâline getiriyoruz. Sonra da, “Vay efendim bu çocuklar niye anne babayı bilmiyor, niye görgüyü unutuyor, niye toplum olmanın gereklerini yerine getirmiyor?” diye dizlerimizi dövüyoruz.
Bu insanlar gökten gelmiyor; benim, senin, zihniyetin ve sistemin kokuşmuş düzeni ile yetiştiriliyor.
Rabbim sonumuzu hayır etsin.