Takipçimin biri Tanzanya ile ilgili videomun altına yazmış...
"Biz de onlar gibi mi olalım?"
Kimse onlar gibi olun demiyor.
Kimse onlar gibi olmak da istemiyor.
Ama hayat insana ne getirir bilinmez!
Belki onlara dahi özeneceğimiz bir imtihan bekliyor bizleri!
Belki savaş kapımızda...
Belki kıtlık...
Belki de mülteci olmak var alın yazımızda.
Suriye'lilere bakın!
Geçmişin ağaları, beyleri...
Yüzlerce hektar arazi sahipleri...
Okumuş, makama gelmişleri...
Neler var neleri...
Ne hale geldiler?
Nerelere düştüler!
Yanında yüzlerce insan çalıştıran emir sahipleri burada, başka bir ülkenin sokaklarında ve üstelik de kınana kınana karton toplamadı mı?
Irak'a bakın...
Libya'ya...
Kaddafi'yi aramadılar mı?
Saddam'a rahmet okutmadı mı Amerika?
Haliyle benim Afrika'dan vermek istediğim mesajı doğru alın!
Halimize şükretmemiz gerekmez mi?
Şükredebilmek için kendimizden aşağı bakmamız icab etmez mi?
Hep gözümüzü batıya dikmişiz...
İsveç, Norveç, İngiltere dışında örnek yok mu dünyada?
Ben geri kalalım demiyorum!
Madem İsveç gibi olamıyoruz, en azından ahvalimizi görüp şükredelim diyorum!
Her açıdan ve özellikle teknolojik yönden bizden 50 yıl ileride olanlar var eyvallah.
Ama 100 yıl gerimizde kalanlar da var!
Ülke olarak 50 ülkeden kötüyüzdür belki ama 100 ülkeden de iyiyizdir!
Evet, her zaman daha iyi bir hayat arzu ederiz. Kim istemez ki refah içinde yaşamayı? Temiz sokaklarda yürümek, güvenli okullarda çocuklarını okutmak, adil bir yargı sisteminde hakkını aramak... Bunlar lüks değil, insani birer hak. Ama bu hakların kıymetini, onları hiç tatmamış olanlara bakarak daha iyi anlayabiliriz.
Bugün biz bazı şeylerden şikâyet ederken, dünyanın bir köşesinde insanlar hâlâ bir kova temiz suya ulaşmak için saatlerce yürümek zorunda kalıyor. Elektriği hayatında hiç görmemiş çocuklar var. Savaş yüzünden yıllardır okul yüzü göremeyen gençler... Doğduğunda vatansız olan bebekler...
Elbette bunları söylemekle, “halimize razı olalım, hiçbir şeyi değiştirmeyelim” demiyorum. Ama bir denge kurmalıyız. Sürekli daha fazlasını istemekle, elimizdekini hor görmek arasında ince bir çizgi var. Gözümüz hep yukarıda, Batı’da, zengin ülkelerde… Peki ya aşağılara bakmak? Geride kalanlara, zor durumdaki milletlere? Onların yaşadıklarını görmek, bize hem şükretmeyi hem de insani sorumluluklarımızı hatırlatmaz mı?
Afrika’dan, Asya’dan, Orta Doğu’dan verdiğim örnekler, “biz de onlar gibi olalım” çağrısı değildir. Bu, bir bilinç uyandırma çabasıdır. Zira hayatın ne getireceği belli olmaz. Bugün güvendeyiz, ama yarın ne olur bilemeyiz. İşte bu yüzden, kibri bir kenara bırakmalı; empatiyle, anlayışla ve şükürle yaklaşmalıyız hayata.
Belki de asıl ilerlemişlik, sadece ekonomik göstergelerde değil; kalpte, vicdanda, insaf duygusunda gizlidir.
Kendimize, ülkemize ayna tutarken sadece eksiklerimize değil; ayakta tuttuğumuz değerlere de bakalım. Eleştirelim, düzeltmeye çalışalım ama aynı zamanda sahip olduklarımızı da fark edelim.
Çünkü bazıları hâlâ bir "vatan" diyemiyor yaşadığı yere. Bazıları, bir sabah uyanıp evinin hâlâ yerinde olduğunu görünce şükrediyor. Bazıları, sadece "barış" istiyor. Bizim elimizdekiler ise, bazen o kadar fazla ki fark edemiyoruz bile.
İşte tam da bu yüzden, mesele “onlar gibi olmak” değil. Mesele, onları görerek kendimizle yüzleşmek.