Nerede olursanız olun! Ne kadar ünlü, zengin, şöhret sahibi ve makam sahibi olursanız olun ölüm gelip sizi bulacak.
Hani Allah Kur'an-ı Kerim'de diyor ya; sağlam kaleler içinde olsanız bile ölüm muhakkak sizi bulacaktır.
Yine bir başka ayette: "De ki: Kendisinden kaçtığınız ölüm kesinlikle sizi bulacaktır!"
Ölümden kaçış yok.
Ecel belli ve yazılı.
Defter yazılmış, kalem kırılmıştır bir kere.
Buna iman etmemek mümkün mü?
İnsan dediğin fani varlığın en büyük gerçeği bu değil mi?
Planlar ve hayaller yarım kalacak, toprak hepimizi bir şekilde yutacak!
Elbette dünya için mücadelemiz olacak ama bu mücadele hiçbir zaman ahiret mücadelesini gölgelememeli!
Dünyanın geçici yararlanmasından bahsederken çok sevdiğim bir örnek vardı: Bir karınca veya bir bal arısı balı çok sever, içine dalar ve yedikçe yer; ama unuttuğu bir şey vardır, bal her yerine yapışmıştır ve artık o balın içerisinden çıkması mümkün değildir. Dolayısıyla orada çok dalıp sevdiği bal kendisine mezar olur.
Dünya hayatı da öyledir; kıyısından köşesinden kendisinden faydalanmak dururken çok dalmak, bütün varlığını ona adamak insanın eceli olur.
Geçen gün Hafız Yusuf'umuzu Mehmet Erkut kardeşimle birlikte Adıyaman'a bölge yarışmasına götürdük. Dönerken yol üzerinde Perre Antik Kenti'ne uğradık.
Lahit mezarlarıyla, kayadan yonttukları evlerle 260 dönümlük bir alan üzerine kurulu köklü, çok eski bir şehir Perre!
Antik Kommagene Krallığı'nın en büyük beş ilinden biriymiş. Orada gezinirken zamanında orada gezinmiş insanları hayal etmeye çalıştım.
Caka satanlar, "ben varım" diyenler, "küçük dünyaları ben yarattım" havası ile edası ile yürüyenler...
Zenginler, fakirler, zenginlere hizmet eden köleler...
Hepsi öteki tarafta şimdi.
Uğruna birbirini hırpaladıkları dünya yanlarında değil.
Lahitleri ve mezarları kazarken öteki dünyada işlerine yarar diye ahiret inancından dolayı yanlarına gömdükleri altınları, ziynetleri, eşyaları, kap kacakları; hepsi burada kalmış.
Kurumuş kemikler ve ziynet eşyaları aynı mezarlıktan çıkarılmış.
O lahitte kemikler sergilenirken yanlarına o eşyaları da aynı şekilde konmuş.
İbret alana göre, bilene çok büyük bir mesaj vardı orada.
Yanında gömsen bile hiçbir şey seninle gelmeyecek öteye.
Varsa bir salih amel, Allah uğrunda bir infak, Allah yolunda bir cefa ve gerçek bir iman; o senin yoldaşın olacak.
Ne malın ne evladın, çok sevdiğin her şey seni bırakacak.
Terk edip gidecekler seni ve sen de terk edip gideceksin her şeyi.
Bunu idrak edip ona göre yaşamak varken maalesef unutuyoruz ölümü.
Halbuki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz; ağız tadını bozan veya başka bir tabirle lezzetleri acılaştıran ölümü çokça anın diye bize tavsiyede bulunur.
Kabirleri ziyaret edin.
Kur'an'ın ifadesi ile: "Sizden öncekilerin uğradıkları sonu görmüyor musunuz?"
Kur'an bize yeryüzünü gezip dolaşmamızı tavsiye eder.
Bizden öncekilerin izlerini görüp ibret almamızı nasihat buyurur.
Ne kadar böbürlenirsen böbürlen, ne kadar zengin olursan ol, ne kadar ünlü olursan ol; yüzlerce korumayla gezsen bile tıpış tıpış gideceksin Âlemlerin Rabbi'ne.
O nedenle esas olan Âlemlerin Rabbi'ni razı etmek ve O'nun rızası doğrultusunda yaşamak olmalı.
İmanı olmayan insan, rüzgârın önünde savrulup duran çer çöp misali oradan oraya savrulur durur.
Hedefi olmayan geminin menzile varması mümkün müdür?
Dolayısıyla insanın da hedefi rızayıilahi olmalı.
İnsan bu doğrultuda yaşamalı.
Rabbim evvela kendisini, sonra da kullarını razı etmeyi nasip etsin.
Selam, dua ve hürmetle...