Yaşı nispeten geçkin bir arkadaşıma sormuştum bunu.
“Nasıl biriyle evlenmek isterdin?” deyince, “Ayrılabileceğim biriyle,” demişti.
Zira insan en çok ayrılıkta tanınır diye eklemişti.
Hakikaten öyle değil mi?
Düzgün insan, ayrılırken ahlâkını belli eder!
Kötü insan da öyle...
Yıllarca dostluk yapanlar, uzun süre ticari ortaklığı olanlar ayrılınca birbirlerine demediklerini bırakmıyorlar.
Herkes birbirini suçlayıp kendini aklama gayretiyle rezillik çıkarıyor.
Bir filmin repliğinden kalma güzel bir söz hep aklımda:
Biz hepimiz, "Suçlu benim, herkes suçsuz" demedikçe düzelmeyiz!
Herkes kendine çeki düzen vermedikçe insan olamayız!
Gün geçtikçe artıyor kirimiz.
Müslüman (!) abilerime bakıyorum.
Yanında uzun süre emek vermiş kişiler işten ayrılmış!
Tazminatını vermemiş, mahkemelik olmuş.
Bir yuvaya bakıyorum.
Dağılmış...
Yıllarca mahkeme sürüyor, iki taraf sürünüyor.
Sebep?
Haksız kazanım peşinde herkes!
Kul hakkını kâr belliyor insanlar kendine...
Her konuda ahlâksız ve haksız olan bizler ayrılırken nasıl düzgün davranacağız?
Adamlar veya kadınlar...
Yıllarca yan yana, omuz omuzalar...
Her şeyi bölüşüp, her derdi paylaşıyorlar.
Bir vesile ayrılık giriyor araya.
Bozuluyor ilişkileri!
Ben birbiri arkasından dua eden neredeyse hiç kimse görmedim!
Herkes geçmişte kapattığı 'açıkları' açma peşinde!
Haklı çıkmak adına her kirliliği mübah görüyorlar!
Etmeyin...
En çok ayrılıkta tanınırsınız...
Gerçekten de ilişki ne olursa olsun, bir bağın nasıl sonlandığı, o bağın tüm süresince taşınan değerlerin en samimi sınavıdır. Ayrılık, insana karakterinin röntgenini çeker. İki tarafın da ortak olduğu geçmişi bir kin ve intikam silahına dönüştürmek yerine, o günlerin hatırasına saygı göstermek bir erdemdir. Çünkü o geçmiş, ne kadar acı biterse bitsin, ikinizin de hayatından bir parçadır. Medenice, hakkını vererek ayrılabilmek, yalnızca diğerine değil, aynı zamanda kendi geçmişimize ve kendimize duyduğumuz saygının en güçlü kanıtıdır. Bitirmeyi bilmek, yaşamayı bilmektir.