Lise yıllarımdan beri içimde müthiş bir tarih sevdası ve merakı vardı. Tarihçi olmayı çok arzu ederdim. Nasip olmadı belki ama tarihi yine de çok severim. Hâlâ tarih ve güncel konularla ilgili kitapları, makaleleri okumaya gayret ederim.
Eski bilgilerimden hatırladığım kadarıyla, Rusların büyük bir ideali vardı: "açık ve sıcak denizlere inme" hayali.
Bu kısa anekdottan sonra Rusları ve ideallerini geçip esas meseleme geleyim. Gençler diyordum...
Kısa yoldan zengin olma hayaliyle yanıp tutuşuyorlar. Belki o sebepten, belki de "kabul görme" arzusuyla mafyaya özeniyorlar.
Geçenlerde bir haber ilişmişti gözüme: "Arabasına su sıçratılan bir genç ve ekibi karşı tarafla kavga edince..." beş kişi yaralanmıştı galiba. Peki ne uğruna? Beyefendinin arabasına su sıçramış! Benzer haberler yurdun her yerinden geliyor. Camına kar topu atıldı diye kafe sahibi kar topu atanı katletti bu ülkede! İnsan kadar ucuz bir şey varsa bu memlekette, o da hiç şüphesiz insanlıktır!
Yaşar Özyahşi abi sosyal medya sayfasında dikkatimi çeken bir paylaşımda bulunmuştu: Gençlere Sıfır Bir, Çukur, Üç Kuruş gibi mafya dizileri izletirseniz sonuç bu olur işte;
İstanbul’da 16 yaşındaki genç, bir grup tarafından döner bıçaklı saldırıyla acımasızca parçalanarak katledildi. Katilleri yakalansa da bizim paralarımızla hapiste yiyip içip yan gelip yatacaklar. Hatta büyük ihtimalle birbirlerine "ne güzel de öldürdük be" diye övünecekler.
Gayri İslami düzen, yakalanan canilere hiçbir şekilde hak ettikleri cezayı vermeyecek ve cinayetlerin arkası hiç kesilmeyecek.
Bizlerin can, mal, namus güvenliğini; toplumda huzur, adalet ve barışı sağlayacak tek otorite, yaratıcımız ve sahibimiz Allahu Teala’dır. Onu dinlemeyip insanın kendi uydurduğu batıl kanunları inatla uygulamasından daha büyük akılsızlık olabilir mi? Akıllanmanız için daha kaç kişinin öldürülmesi gerekiyor acaba?
"Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri! Umulur ki sakınırsınız." (Bakara Suresi 179. Âyet)
Yukarıdaki satırlar, maalesef ülkemizin kanayan bir yarasını, toplumsal değerlerin nasıl da hızla aşındığını gözler önüne seriyor. Bir zamanlar "komşuluk", "saygı", "hoşgörü" gibi kavramlarla anılan toplumumuz, bugün en basit nedenlerle çıkan kavgaların, hatta cinayetlerin sahnesi hâline geldi. Özellikle gençlerin, kolay yoldan elde edilen güce ve paraya olan hayranlığı, onları tehlikeli bir yola sürüklüyor. Medya ve popüler kültürün bu eğilimi beslemesi ise durumu daha da vahimleştiriyor. Mafya temalı dizilerin, gerçek hayattan kopuk, şiddeti yücelten senaryolarıyla genç zihinleri zehirlemesi, bu acı tablonun önemli bir parçası.
Gençlerimizin, sosyal medyada veya ekranlarda gördükleri "kabadayı" tiplemelerini örnek alması, kendilerine sahte bir kimlik inşa etme çabası, aslında kabul görme ve aidiyet arayışının çarpık bir tezahürü. Ancak bu arayış, onları geri dönülmez hatalara ve çoğu zaman trajik sonlara sürüklüyor. Bir arabanın üzerine sıçrayan su, bir kar topu...
Bu kadar basit olayların insan hayatına mal olması, vicdanları derinden yaralıyor. İnsan canının bu denli ucuzlaması, toplumsal vicdanın ne kadar derin bir çürümeye girdiğini gösteriyor.