Bazen bu soruyu kendi kendime sorarım. Dönüp arkama baktığımda, daha dün gibi geçirdiğim çocukluğum gözlerimin önüne geliyor ve şimdi aynı gözlerin önünde benim çocuklarım oyun oynuyor. Zaman su misali çok hızlı akıyor. Büyüdük, yaşlılığa doğru gidiyoruz. Yüzü soğuk ölümün soğuğunu ensemizde hissedeceğimiz günlere yakınız.
Biz 7 kardeşiz. Hepimizi birleştiren bir WhatsApp grubumuz var; aile WhatsApp grubu... Artık oradan haberleşiyoruz. Hayat her birimizi bir yere sürükledi. Hepimiz farklı serüvenleri yaşıyoruz. Hayatımızın en güzel yılları olan çocukluğu geride bıraktık. Sevmesi güzel, kavgası güzel, kaygısı güzel hayatın; her zaman özleyeceğimiz zamanları çok geride kaldı artık. Herkes kendi hikâyesini yazdı, herkes kendi yolunu çizdi. Ne kadar mutlu olursak olalım, ne kadar zengin ve rahat olursak olalım eskiye duyulan özlem çok farklı. Oranın yokluğu ayrı güzel, muhabbeti ayrı...
Birbirimizden ayrılmak için gün sayarken o günleri özleyeceğimizi nereden bilebilirdik? Kavgası bile güzel, harika zamanlardı.
Hayat, biz ne zaman büyüyeceğimizi, ne zaman olgunlaşacağımızı düşünürken parmaklarımızın arasından kayıp giden kısacık bir anmış meğer. Dün çocukluğumuzun sokağında koşarken, bugün geçmişin izlerini ve kayıplarımızı sırtımızda taşıyoruz. Zaman ne kimse için duruyor ne de yaşananları geri getiriyor.
İşte bu yüzden, mutlu olmayı bir lüks değil, bir zorunluluk olarak öğrenmek gerekiyor.
Mutluluk; kusursuz bir hayata sahip olmak değilmiş. Yaptıklarımızla, yapamadıklarımızla, aldığımız kararlarla ve hatta düştüğümüz hatalarla barışabilmekmiş. Yaşadığımız her tecrübeyi, bizi biz yapan birer parça olarak kucaklayabilmekmiş. Geçmişin gölgesine sığınmak ya da geleceğin kaygısıyla günü kaçırmak yerine; şu anın, aldığımız bir nefesin, sevdiğimiz birinin sesini duymanın ve elimizdekilerin kıymetini bilmekmiş.
Hayat gerçekten göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor.
Bu yüzden ertelememek lazım; sevmeyi, sarılmayı, affetmeyi ve en önemlisi kendi içimizdeki o huzuru bulmayı. Bugün sahip olduğumuz her an, bize verilmiş en güzel hediye. Her şeyiyle, tüm eksikleri ve güzellikleriyle bu hayat bizim. Ve onu ertelemeden, her saniyesinin tadını çıkararak yaşamak en büyük sorumluluğumuz.
Şahsen bugüne kadar yaşadığım hiçbir şeyden şikâyetçi değilim. İyi ki her şey böyle olmuş ve beni şu an olduğum kişi yapmış.
Keşkeleri sevmem ama...
Yaşadığımız her anın değerini bilen insanlar olabilsek keşke.
Selam ve dua ile, Allah'a emanetsiniz.