Urfa'da rutin haberlerin başında hiç şüphesiz aileler arasındaki miras kavgaları geliyor. Biri diğerinin tavuğuna "kışt" dedi diye sonu ölümle neticelenen kavgalar meydana geliyor. Herhâlde Urfa, bu konuda ülkemizde başı çekiyor. Ardı sıra belki Adana... Bizimkiler de bazen Urfalı abilerimizi örnek alıyor.
Biz taşlı sopalı kavgayı çok duyduk ama sopalı, traktörlü kavgayı kamuoyu ilk kez Malatya'da duydu. Malatya'nın Doğanşehir ilçesinde, hayvan otlatma meselesi yüzünden iki aile arasında kavga çıktı. Bir vatandaş, traktörünü kavga ettiği insanların üzerine sürdü ve bu olay üzerine köy korucusu ağır şekilde yaralandı. İki kişi ezilmekten son anda kurtuldu.
Kavganın sebebi ineklerin otlatılması meselesi... Biri, diğerinin otlak diye sahiplendiği alana hayvanlarını sürmüş muhtemelen. İçeriği çok bilmiyorum ama çok da önemsemiyorum. Memleketimizde her gün onlarca insan sudan sebepler yüzünden öldüğü ve öldürüldüğü için artık sebep aramak bize ağır geliyor. Çünkü ateşin olmadığı yerden dumanı çıkaran bir topluma dönüştük. Canavarlaştık; hislerimizi, acıma duygumuzu yitirdik. Birbirimize tahammül etmiyoruz, birbirimize tolerans göstermiyoruz.
Belki de hayatı boyunca bir daha birbirini görmeyecek insanlar trafikte "Niye bana yan baktın?" diye birbirlerini öldürüyorlar. Sokakta gözünün üstünde kaş var diye sebepsiz yere insanlar öldürülüyor. Ne doğru düzgün bir eğitimimiz ne de insanları canavarlıktan alıkoyacak caydırıcı kanunlarımız var. Maalesef bu anlamda bir başıbozukluk söz konusu.
Hal böyle olunca memleket Teksas'a dönmüş durumda. Adamın camına kar topu değdi diye kar topu atan adamı öldürdü kafe sahibi. Canavarca hisle adam öldürmeyi bizden duydu dünya. Modern toplumlarda böyle şeylerle gündeme gelmek zulüm, değil mi? Her gün başarılarla anılmak, güzel şeylerle gündemi meşgul etmek varken sürekli üçüncü sayfa haberleri yüreğimizi dağlıyor, içimizi yakıyor.
Sokaklarımızda kadınlar öldürülüyor; çocuklar marketlerde birine gülerek baktı diye darbediliyor. Bir çocuk birine güldü diye öldürülesiye dövüldü ve üstelik sığındığı marketin çalışanları araya dahi girmediler. Araya girenlerin araya kaynadığı, başına bela almaktan korktuğu saçma sapan bir devirdeyiz.
Ben nerede kavga gördüysem mutlaka içine girmişimdir, mutlaka araya girmişimdir ve ilk koşan olmuşumdur. Hatta bu yüzden başıma bela alacağımı söyleyenler dahi olmuştur. "Boş ver, yesinler birbirini!" diyenler çok olmuştur. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" diyenlerin dönemini yaşıyoruz. İyi de sen düzeltmezsen, ben elimi taşın altına koymazsam bu toplum nasıl düzelecek?
Kaldı ki İslam'ın emri var. "Bir yanlış görürseniz onu elinizle düzeltin; buna gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin, ona da gücünüz yetmezse kalbinizle buğzedin." diyen bizim İslam dini değil mi? Asr Suresi'nde âlemlerin Rabbi olan Allah insanların hüsranda olduğunu söylüyor; birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenleri müstesna tutuyor. Böyle şeyler de bir hak, değil mi?
Gözünün önünde adamlar kavgaya tutuşmuş; duyarsız kalmak doğru mu? "İyi de ya başımıza bir şey gelirse?" Başımıza bir şey gelecekse biz o kavganın içine girmesek de gelir. Başımıza Allah'ın bizim için dilediğinden başkası gelmez. Buna iman etsek vallahi korkmayız, billahi rahat oluruz.
Konu sopalı, traktörlü kavgadan buraya geldi; hakkınızı helal edin. Bir şeyleri düzeltme çabası güden insanlar çok azaldı. Bir kavga "Geliyorum!" diyor. İki aile birbirini yiyor ve bunu bilen hiç kimse araya girmiyor. Neredeyse insanlar çekirdek alıp olan biteni izleyecekler. Acayip bir duyarsızlık, olağanüstü bir vurdumduymazlık var.
Rabbim sonumuzu hayreylesin.
Selam ve dua ile, Allah'a emanetsiniz.



















