Hangi konuda yazı yazsam diye düşünürken, yine dönüp dolaşıp aynı şeylere geliyorum.
Bu yüzden belki sizleri de zaman zaman sıkıyorum. Ne yapayım, bir derdim var ve elime kalemi ne zaman alsam dile geliyor.
Bu dert, toplumun temeline konan dinamit. Bu dert, bizi esasımızdan uzaklaştıran bir kötülük.
Bu dert, Batı ve batılın kirli emellerine uyan sistemler.
Bu dert, 3. dünya ülkeleri ve onların efendileri.
Yuları başkasında olanların yönetmeye çalıştığı aciz ve zavallılar olarak kendimizi ifade etmeye çalıştığımız bir köşe burası. Burası, derdimizin dile geldiği, bizi anlayacağını umduğumuz birilerini bulma gayreti gösterdiğimiz yer.
Kendimiz olmanın, özümüz olmanın, öyle yaşamanın ve en güzel şekilde ölmenin gayreti içindeyiz.
Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın bir Müslümana yüklediği en önemli misyon, hiç şüphesiz emr-i bil maruf, nehy-i anel münkerdir.
Bir insan iyiliği, güzelliği yani maruf olanı söylemeli; kötülüğü, çirkefliği ve münkeri de engellemeli.
İnsan bir hata gördüğünde onu eliyle düzeltmeli, buna güç yetiremezse diliyle düzeltmeli, buna da güç yetiremezse kalben buğz etmelidir. Kalben buğz etmek, imanın en zayıf derecesidir. Allah Resulü Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz böyle buyuruyor.
Hal böyle olunca biz de evvela kendimizi ve ehlimizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korumanın gayreti içindeyiz. Rabbim doğruysak yolumuzdan ayırmasın, yanlışsak bizi doğru yola iletsin.
Bu çabanın nihayetinde bildiğimiz bir doğru varsa, bunu da anlatmanın, belki birinin "acaba" demesine vesile olmanın gayretindeyiz.
Yok ediliyoruz demiştim. Hz. Musa Firavun'a giderken "Ya Rabbi, dilimdeki bağı çöz ki anlasınlar beni!" dedi.
Rabb'im basiretimizi ve ferasetimizi arttırsın. Arttırsın ki dünyadaki kiri, dönen dolapları iyi kötü okuyalım. Siyasetin ve siyasilerin maşası olmayalım. Siyaset uğruna birbirimizi kırmayalım. Esas olanın Allah'a kul olma gayreti olduğunu unutmayalım.
Yok ediliyoruz demiştim. Yargıdaki çarpıklığı mı anlatayım, okullardaki yanlışları mı? Adaletsizliğe mi konuyu getireyim yoksa eşitsizliğe mi? Asgari köleliğe mi değineyim yoksa hayat pahalılığına mı?
O kadar çok dert var ki içimde; konuşulması, anlatılması gereken o kadar çok mesele var ki... Mikrofon uzatılan bir kadının "Esas olan ahlaki erozyon." dediği yerdeyim.
Maddi meseleler bir yere kadar. Onlar hallolur, düzelir, toparlanır. Ama toplum olmanın, ümmet olmanın, bilinçli bir millet olmanın altına koyulan dinamitler patlatıldıktan sonra geri dönüşü olmayan bir harabe, bir enkaz, bir millet bizi karşılayacak.
Gün geçtikçe oraya doğru gidiyoruz. Gün geçtikçe batıla doğru sürükleniyoruz. Eğitim sistemimiz çöp. Ve o çöplükte gül yetiştirme gayreti güdüyoruz.
Aileler paramparça. Hepimiz toplumun, sosyal medyanın, saçma sapan sosyal mecraların kölesi olmuş durumdayız. Gençlerimiz kolay yoldan zengin olma gayretinde. Herkeste bir özenti...
Kimse kendisi olmak istemiyor. İnsanlar geçmişinden, ecdadından utanıyor. Ekranlarda sunulan pembe hayatlar gençlerimize çekici ve cezbedici geliyor. Gayret yerini kumara, helal kazanç yerini faize bıraktı.
Helal yolla beslenmeyen bir ümmetin gençliği ne halde olur, düşünebiliyor musunuz?
Çok kötü bir durumdayız. Ve gün geçtikçe daha kötüye gidiyoruz. Magandanın, suç makinelerinin rahat olduğu bir memlekette bizler vasat insanlar olarak rahat olamıyoruz.
Şu cümleleri yazarken bile "Acaba başımıza bir şey gelir mi?" endişesi yaşıyoruz. İnsan denilen mahlukların insanları çok rahat bir şekilde katlettiği bir dünyada, bir tweet atmaya dahi korkuyoruz.
Sistem, vasat insanın üzerinde bir korku imparatorluğu kurdu. Ama aynı korku suç makinelerine geçmedi.
Toplumda belediye hizmetlerinden tutun siyasete varıncaya dek o kadar çok sorun var ki... Bir kaldırımın çarpıklığından başlasak, bir şehrin su sorununa değinsek, çarpık kentleşmeden girsek, halkın beklentilerine kadar gitsek kitap yazarız herhalde.
Ama ne öyle bir vaktimiz ne de buna bir mecalimiz var.
Dua etmekten başka çaremiz yok.
Rabbim sonumuzu hayır etsin.
Selam, dua ve hürmetle...