Kim bilir hayat bizleri nelere hazırlıyor, yarınlarda bizleri neler bekliyor, önümüzde nasıl bir süreç var?
İyi ki gaybı bilmiyoruz ve yine iyi ki gaybı bilene teslim oluyoruz.
Eskiden birine "Yalnız öleceğiz," dediğimiz zaman bu, "Yalnız gömüleceğiz ve ahiret sınavını bir başımıza vereceğiz," gibi anlaşılırdı.
Ama bugün öyle değil. Her gün onlarca insan bir dairede, bir evde yapayalnız bir hâlde ölüp gidiyor. Üstelik bunlar kimi kimsesi olmayan insanlar da değiller. Hepsinin ailesi var, çocukları var, akrabaları var, torunları var.
Ama hiçbiri yanlarında değil.
"Bizi de böyle bir son mu bekliyor?" diye merak ediyorum. Veya belki de daha kötü bir son...
İnsanların malı var, mülkü var. Teknolojik bir çağda yaşıyoruz; memleketin garibi de zengini de artık hemen her şeye ulaşıyor. Herkesin elinde akıllı telefonlar var, herkesin oturduğu evde lamba yanıyor, su akıyor.
Bunlar basite alınacak şeyler değil; aksine üzerinde düşünülmesi gereken ve şükredilmesi icap eden bir sürü nimet.
Bugün dünyanın çeşitli yerlerinde bunlara sahip olmayan milyonlarca insan var.
Mesela hayatının hiçbir evresinde musluğundan su akmamış insanlar var.
Ömründe elektrikle tanışmamış ve ilkel şartlarda yaşayan insanlar var.
Bırakın içmeyi, hatta bırakın elinizi yıkamayı, ayakkabınızı dahi silmeyeceğiniz suyu kana kana içenler var.
Sizin çocuklarınızın beğenmediği sofrayı ömründe görmeyip ölenler var.
"Çok da gençti," deyip arkasından üzüldüğünüz insanların yaşına ulaşamayan coğrafyalar var.
Yaşı 60'ı görmeyen nice topluluklar var.
Hâl böyle olunca şükredecek gerçekten çok şeyimiz var.
Ama bunca nimetin içinde çok fazla nankörlüğümüz var.
Maneviyatımız yok, aidiyetimiz yok, ahlakımız yok.
Ve maalesef gün geçtikçe daha kötüye gidiyoruz.
Onun için bu başlığı attım: Acaba yarınlarda bizleri nasıl bir ölüm bekliyor?
Rabbim yaşamın da ölümün de hayırlısını nasip etsin; izzetli, şerefli bir yaşam ve güzel bir ölüm ikram etsin.
Hiçbirimizi de ele ayağa düşürmesin; zira insanın yükü çok ağır.
Yük olana da ağır,
yük olunana da ağır bir imtihan insan.
Eskiden bir insan yaşlanınca çocukları ona hizmet ederdi. Yaşlı insanları çevresindekiler cennet vesilesi bellerdi.
Ama bugün evinde kedi, köpek besleyenler, köpeklerin pisliğini elleriyle temizleyenler, onlar için her ay binlerce lira masraf edenler, anne ve babası yaşlanınca onlara tahammül etmiyorlar.
Huzurevine attıkları yaşlıları ziyaretten dahi imtina ediyorlar.
Hangi yaşlı yalnızlıktan huzur bulabilir ki?
Adı huzurevi ama hepsi yalnız ve mutsuz.
Cıvıl cıvıl koşuşan torunları sevmek varken akşama kadar dört duvarın arasında ölümün yolunu gözlüyorlar.
Belki onlar bile şanslılar; yapayalnız dört duvarın arasında cesedin kokmasından daha iyidir huzurevi.
Artık bizim gibi müspet, muhafazakar kesimin bile ölümleri bu şekilde olmaya başladı.
Ve gün geçtikçe bu tarz ölümler normalleşiyor.
Acaba yarınlarda huzurevi, hasret kalacağımız bir ölüm şekli mi olacak?
Son zamanlarda evinde yalnız ölen yaşlıların haberi dikkatimi çok çekiyor.
Allah Resulü, "Lezzetleri acılaştıran ölümü çokça zikredin," diyor. Zikrediyorum, tefekkür ediyorum ve hayırlı bir ölüm diliyorum Allah'tan.
Allah Resulü Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) yaşlılığın getireceği düşkünlükten Allah'a sığınırmış ve yaşlanmadan, ele ayağa çok düşmeden ölmüş.
Rabbim, ben de ölümün hayırlısını Senden diliyor, insanlara yük olmaktan çok çekiniyorum. Rabbim, Resulünün duasını nasıl kabul ettiysen bizim de duamızı kabul et ve yaşlılığın getireceği düşkünlükten bizleri muhafaza et.
Selam, dua ve hürmetle; Allah'a emanetsiniz.