Müslüm Akdeniz.
İlkokul arkadaşım.
Bu başlığı bana attıran adam.
"Yazı yazmam lazım Müslüm" dedim. Nihal abla mesaj atmış; "İşe gitmedim, yazıyı buradan (WhatsApp'ı kastederek) at" demiş. Nihal abla hatırlatmazsa yazıyı falan unutacağım.
Ben de Sincik ilçesine bağlı Hürmer köyünde Abdullah Seçer'e yardıma geldim.
Artık günleri iyiden iyiye karıştırdığım ahir zamandayım.
Ne yazayım Müslüm diye sordum.
Şey yaz mesela deyip bir şeyler geveliyor.
Konudan konuya atlıyor. Elimde telefon, arada bakıyorum ona.
"Ne yazıyorsun?" diye soruyor ve konuyu açıyor. Taşeron işçilere devletin kaptırdığı milyonları mı söyleyeyim yoksa inşaat sektöründeki sahtekâr emekçileri mi?
Bir konu daha açtı bana. Ufuk var adamda.
Gülümuşağı köyü civarında yenilenebilir enerjinin gözdesi rüzgâr türbinleri konuşlandırılıyor.
Müslüm etrafa bakıp ne varsa ondan yola çıkarak bir fikir yürütüyor.
İyi de yazı o şekilde ilerlemez ki...
İpleri Müslüm'den almam gerek. Kendisini tekrar ameleliğe yönlendirip yazıma döndüm.
Adıyaman'ın Sincik ilçesine bağlı Hürmer köyündeyiz. Mükemmel bir hava, harika bir coğrafya var. Bura, yakın tarihte büyük kavgaların yaşandığı bir alan. Sanırım Hürmer ismi de biraz oradan geliyor. Kavgalarda mideleri, bağırsakları dökülen erkeklerden dolayı Kürtçe buraya Hürmer denmiş.
Buranın yer şekilleri bizim Porga tarafına göre bayağı sade. Rakım 2000'den fazla. Kış aylarında müthiş karın yağdığı ve rüzgâr uğultusunun civarda ıslık çaldığı harika bir yer Hürmer.
Yaz aylarında çok serin, kışın da çok soğuk bir yer. İnsanları için aynı şeyi söyleyemem; insanları dışarıdan gelen kişilere karşı genelde ılımlı ve olumlu.
Mesela Yusuf Türk var burada, bize yardım ediyor. Hortumu sırtlayıp "Abi gel suyu bağlayalım" dedi. Ona da yazı yazmam gerektiğini ifade edince işine devam etti.
"Elin varsa hem seni kaşı" diye bir söz var toplum içinde. Biz de mümkün mertebe kendi yarasına merhem olmaya çalışan, kendi işini kendi gören ve biraz da mecburiyetten dolayı iyi kötü elinden iş gelen insanlarız.
Ev yapılacaksa imece usulü birbirimize destek olup temel atıyoruz, duvarı yapıyoruz ve en nihayetinde çatıyı çakıyoruz.
Allah'a şükür elimizden ufak ve ince işler de geliyor. Sıhhi tesisatı döşüyoruz, elektriği bağlıyoruz, kapı ve pencereyi yerine oturtuyoruz.
Belki hiçbirinde dört dörtlük usta değiliz ama hiç kimseye muhtaç olmadan bir evi temelden çatıya yapıyoruz.
Bunda piyasadaki sahtekâr ve sözünü tutmayan insanların payı çok fazla.
"Paranla rezil oluyorsun" sözünün vücut bulduğu yer inşaat sektörü.
3 liralık işe 15 lira, 15 liralık işe 45 lira diyen sahtekârlar türedi piyasada.
Ve işin en kötü tarafı, eline malayı alanın "ben ustayım" dediği bir dönemden geçiyoruz.
"Sıhhi tesisatçıyım" diye piyasada gezene bakıyorum, ondan daha iyi sıhhi tesisat yapıyorum. Üstelik ben bu hâlde kendime "sıhhi tesisat ustasıyım" diyemiyorum.
Adam kaynak makinesi almış, "ben kaynakçıyım" diye piyasada geziyor; ondan daha iyi kaynak yapıyorum ama ben "kaynakçıyım" deyip piyasada gezemiyorum.
İnsanlarda bir acayip cahil cesareti var ki sormayın gitsin.
Nereden alıyorlar bu cesareti, nasıl böyle rahatlar; şaşırmamak elde değil.
Biz bir iş yapsak ve tarafımıza bir eleştiri gelse yerin dibine gireriz.
Adamların hem işleri kötü hem de tereyağı misali sıyrılıyorlar işin içinden.
Ve işin tuhafı; biz bir hata yaptığımızda gözümüzü oyanlar, en büyük hataları yapanları ya görmüyorlar ya da görmezden geliyorlar.
Veya insanlar hatalarını örtbas edecek çok güzel yalan söylüyorlar.
Bilmiyorum, bir acayip sektör bu inşaat sektörü.
Sadece inşaat değil.
Hangi işe el atsan, ne tarafa baksan bir kokuşmuşluk görüyorsun.
Bir ahlaksızlık ki almış başını gidiyor.
Sanayiye gidiyorsun, adam arabadan anlamıyor; 50 liralık sensörün araca verdiği rahatsızlık yüzünden seni 50.000 liradan ediyor.
Sorun çözülmediği gibi moralin bozuluyor.
Artık usta kalmadı piyasada. "Ustayım" diyenler dahi herhangi bir şeyi tamir etmiyorlar. Ustalık şu anda sök taktan ibaret.
Bugün "ben sanayide hiçbir şekilde mağdur olmadım" diyen adam var mı, çok merak ediyorum.
Konu konuyu açıyor.
Hakikaten ahlakımızı çok yitirdik.
Dört duvarın arasında huzur aramaya başlayan insanlar hâline geldik.
Eskiden daha çok gezerdik, daha çok çay içerdik, daha çok sohbet ederdik.
Şimdi biraz daha kabuğumuzdayız.
Bazen kibirden sayıyorlar, bazen de "parayı buldu, şımardı" diyorlar.
Ne para bulduğumuz var ne de kibrimiz, elhamdülillah.
Hz. Ali'nin "Yalnızlık şifadır" dediği yerdeyiz.
Gönül dostlarına Hürmer'den selam olsun.
Allah'a emanetsiniz.
























